Tag Archives: ergenekon
Ergenekon tanığı savcı çıktı…
Ergenekon davasında gizli tanık Efe’nin imzası, gizli tanığı açığa çıkardı.
Erzurum’daki Ergenekon davasında gizli tanık Efe’nin imzası ile İliç Savcısı Bayram Bozkurt’un imzasındaki benzerlik gizli tanığı açığa çıkardı.
Erzurum’da aralarında Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ile 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ile jandarma ve MİT görevlilerinin de olduğu sanıkların haklarında açılan Ergenekon davasının gizli tanıklarından “Efe” ile ilgili çarpıcı bir bilgi ortaya çıktı.
Vatan Gazetesi’nde yer alan habere göre; gizli tanık Efe’nin ifadesinde kullandığı imza ile daha önce Adalet Bakanlığı müfettişlerine verdiği ifadede Cihaner’e suçlamalarda bulunan ve Ergenekon’un kendisine arabasına kene koyarak suikast girişiminde bulunduğunu iddia eden İliç Savcısı Bayram Bozkurt’un imzalarının aynı olması dikkat çekti.
Davanın en önemli tanığı
Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 Mayıs Salı günü ilk duruşması görülecek olan davanın iddianamesinde Cihaner’e yönelik suçlamalarda gizli tanık Efe’nin ifadeleri önemli bir yer tutuyor.
Efe, ifadesinde kendisini “üst düzey bürokrat” olarak tanıtmış ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın altında imzası olduğu iddiasıyla tutuklanan Albay Dursun Çiçek’le Başsavcı İlhan Cihaner’i gördüğünü iddia etmişti. Efe ifadesinde “Başsavcıyı 2009 yerel seçimlerinden 15-20 gün önce (veya seçimlerden 15 gün sonra) orduevinde sabah kahvaltıda Albay Dursun Çiçek ve rütbeli birkaç subayla gördüm” demişti. Bu iddia Erzurum’daki Ergenekon soruşturmasının da en önemli dayanağı olmuştu.
Soruşturmayı yürütürken Cihaner’in tutuklanması üzerine HSYK tarafından yetkisi alınan savcı Osman Şanal’ın yetkisizlik kararında jandarma görevlileriyle üç MİT’çi arasında fiili örgütsel bağa ulaşılamadığını belirtmiş, bu konudaki tek delilin ise gizli tanık Efe’nin “Kurban Bayramı’ndan önce önce eşimle Çağlayan beldesinde restoranta gittiğimde alay komutanı, MİT Müdürü, Başsavcı ve tanımadığım bir kişiyle birlikte yemektelerdi. Beni görmediler. Üç kişinin birlikte gizli toplandıklarını biliyorum” şeklindeki ifadesi olduğu belirtilmişti.
İmzalar aynı
Gizli tanık Efe’nin bu ifadeleri ile daha önce Adalet Bakanlığı müfettişlerine Cihaner aleyhine ifade veren İliç Cumhuriyet Savcısı Bayram Bozkurt’un ifadeleriyle benzediği anlaşılmış, ancak Bozkurt kendisinin gizli tanık olduğu iddialarını yalanlamıştı. Ancak dava dosyasında gizli tanık Efe’nin imzası ile savcı Bozkurt’un imzasının aynı olması dikkat çekiyor.
Bozkurt’un bir soruşturma evrakında yer alan imzası ile gizli tanık Efe’nin ifadesinin altında yer alan imzası birebir aynı imzalar olması, gizli tanık Efe’nin savcı Bayram Bozkurt olduğu şüphelerini
artırdı. Dava aşamasında da gündeme gelecek bu durumla ilgili olarak mahkemenin nasıl bir karar vereceği de merakla bekleniyor.
İliç’teki bir maden şirketinden “rüşvet” istediği iddiaları ortaya atılan savcı Bozkurt hakkında ayrıca 12 soruşturma açılmıştı. Bozkurt, bu suçlamalar karşısında çaycıdan başsavcıya kadar herkesin Ergenekoncu olduğunu öne sürmüştü. Ergenekon’a karşı verdiği mücadeleden ötürü hedef alındığını iddia eden Bozkurt, Ergenekon örgütünün arabasına iki kez kene koyarak kendisine suikast girişiminde bulunduğunu ileri sürmüştü.
Çiçek'ten sitemli mesaj…
Çiçek kamuoyuna bir açıklama yaptı. E-posta ile gönderilen açıklama şu şekilde:
Albay Dursun Çiçek’in Avukatı ve kızı İrem Çiçek kamuoyuna bir açıklama yaptı. E-posta ile gönderilen açıklama şu şekilde:
Büyük Önder Atatürk ve Silah Arkadaşlarının liderliğinde, Türk Milletinin kurtuluş mücadelesini zafere ulaştırması sonucu kurduğu hukuk devletinde yaşanan bütün sıkıntılara rağmen, hukuk ve hukukçular bu kadar hukuksuzluk yapmak için kullanılmamıştı.
Bir iftirayı hukuk mücadelesi ile etkisiz kılma gayretleri sonuçsuz kaldıkça ümitler azalmaktadır. Haklarında müfettiş görevlendirilerek soruşturma başlatılan, hukuk ve adalet dağıtması gereken kamu görevlileri, süreci hukuk örtüsü altında yapılan bir kan davasına çevirmiştir. Yazılmamış bir sahte plan yazılmış ve atılmamış imza atılmış gösteriliyor. Parmak izi olmadan imza atmanın fiilen ve hukuken mümkün olmadığı gerçeği ortadadır.
Parmak izi imza iddialarından daha gerçekçi ve hukuki bir delildir. Bütün ısrarlı taleplere rağmen bir yıldır kriminal inceleme taleplerini yaptırmadan üçüncü kez suçsuz bir subayı tutuklatmaya kalkanlar, bunun insani ve hukuki hesabını vermek zorundadır.
Bugün olan hukuksuzlukların hesabını sormayanlar, mağdurun yanında olmayanlar ve başını kuma sokanlar, yarın aynı duruma maruz kaldıklarında inşallah çok geç kalmazlar. Bunun hesabını vicdani olarak veremezler. İşte bahse konu hukuksuzluğu ortaya koyan ve gerçekleri içeren bilgi dosyalarını, mahkemelere ve savcılara ilettiğimiz gerçekleri, biraz insani ve vicdani değerleri olanların bilgisine ve ilgisine sunuyoruz.
Böyle bir yargısız infaza seyirci kalanlar, insanlık dışı gerekçelerle sesini çıkarmayanlar; bir insana iftira atanlar, torna makinaları ile mahkeme salonlarında taklit edilen imzaları delil olarak kabul edip diğer kriminal incelemeleri yaptırmayanlar kadar insani ve vicdani olarak sorumludur.
Sağlık ve başarı dilekleriyle sevgi ve saygılar sunuyorum.
Vatandaşlık hakları, çağdaş ilkeleri ve inançları gereği hakkını ve hukukunu sonuna kadar korumak için mücadale etmeye namus ve şeref sözü veren Alb. Dursun ÇİÇEK’in kızı ve avukatı Stj. Avukat İrem ÇİÇEK…
Bu kararlar AİHM'den döner…
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan ve Mehmet Haberal olmak üzere, ağırlıklı olarak Ergenekon davasında yaşanan uzun tutukluluk sürelerini eleştiren Galatasaray Üniversitesi (GÜ) Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal, uzun tutukluluk sürelerinin kişi özgürlüğü ve güvenliğini düzenleyen 5. madde bakımından ele alınarak incelendiğini belirterek “Bu kararlar AİHM’den döner” dedi. Tutuklama kararının, bir “ön ceza olmadığına” ve “istisna” olduğuna dikkat çeken Doç. Kocasakal, hak ve özgürlüğün bir mahkeme kararı olmadan sınırlandırılmasının engellenmesi için “adli kontrol” uygulamasının getirildiğine ancak uygulanmadığına dikkat çekti.
Yasada yer alan tutukluluk için gerekli şartların gözetilmediğini belirten Doç. Kocasakal, “kuvvetli şüphe”nin tutukluluk için yeterli olmadığını, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunsa dahi, tutuklama kararının doğrudan doğruya başvurulan bir tedbir olmaması gerektiğini kaydetti. Doç. Kocasakal, AİHM’nin soyut gerekçelerle tutukluluk halinin devamını ihlal saydığını belirterek kararlarda tutukluluğun gerekçesinin, denetime elverecek şekilde açık ve somut olarak belirtilmesi gerektiğinin altını çizdi. Gerekçesiz ya da yetersiz gerekçeyle kişilerin özgürlüğünden mahrum edildiğini belirten Doç. Kocasakal, “AİHM de zaten soyut gerekçelerle, kanundaki ifadelerin tekrarlarıyla, bu kadar uzun tutukluluk kararlarını haklı olarak ihlal sayıyor. AİHM’nin getirdiği kriter ise tahliye talebinin reddi ve tutukluluğun devamı için öyle bir gerekçe ortaya koymanız gerekir ki dışarıdan bakan bir üçüncü kişiyi ikna edecek düzeyde olmalı” dedi.
İhsas-ı rey uyarısı
“Kaçma şüphesi” ve “delilleri karatma şüphesi” gibi özel tutuklama sebeplerine hiç bakılmadan tutuklama yapıldığını ve tahliye taleplerinin de soyut gerekçelerle reddedildiğini belirten Doç. Kocasakal, “Orada çok ciddi gördüğüm sorunlar var. Tutuklama ya da tahliye taleplerinin reddinin gerekçelerinde, ‘suçun cezası ve yattığı süre dikkate alındığında’ deniyor. Bu şu demektir, bu kişi zaten mahkûm olacak, mahkûmiyetin sonucunda infaz edilecek cezadan daha fazla da yatmasın. Bu öncelikle ‘ihsas-ı rey’ anlamına gelir” dedi.
101. madde tartışması
Eski Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda (CMK) tutuklama kararına ya da tutukluluğun devamına ilişkin karara itirazı mümkün kılan açık bir hüküm olduğunu belirten Doç. Kocasakal, yeni CMK’de ise uygulamanın farklı olduğunu söyledi. Doç. Kocasakal, 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Oktay Kuban’ın verdiği tahliye kararına itiraza atıfta bulunarak “Yeni CMK’ye göre ‘tutuklama talebinin reddine’ ya da ‘tahliye kararına’ itiraz mümkün değil. Bunu, 101. maddeyi çıkarmak mümkün. 101. maddede özel olarak deniyor ki, bu maddeye göre verilen kararlara karşı itiraz mümkündür. Bunun ters anlamından çıkan şudur: Kanun koyucu burada sadece tutuklulukla ilgili kararlara itirazı mümkün gördüğüne göre, tutuklama talebinin reddine ve tahliyeye dair kararlara itiraz yolunu kapatıyor. Bu kanunun ruhuna ve mantığına daha uygun. Aslolan tutuksuz yargılama ve özgürlüktür. Özgürlüğün sınırlandırılması istisna olduğuna göre normal şartlarda özgürlüğe dair karara itiraz edilmemesi gerekir. Ben yeni kanun bakımından böyle olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
