Tag Archives: Atatürk

Atatürk devrimlerinde aklın ve bilimin yeri…

Atatürk Devrimlerinde Aklın ve Bilimin Yeri ve Önemi -

Atatürk İnkılaplarında çağdaşlık Bilimsellik ve Fennin Önemi

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte hayata geçirilen, inkılâp veya devrim olarak adlandırılan köklü reform hareketlerinin son yüz yıllarda Osmanlı devletini geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak onun yerine Türk toplumunu çağın gereklerine göre yaşamasına imkân ve olanak tanıyacak bir yapıyı ortaya koyduğunu dile getiren Mustafa Kemal Atatürk, Bilhassa siyasal ve toplumsal alanda meydana getirilen bu köklü değişim hareketinin banisinin Türk ulusu olduğunu söylemiştir.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı bir amaç olarak ortaya koyan Büyük Önder, devrimlerin hızla devam ettiği dönemde, “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün anlam ve biçimiyle uygar bir toplum haline eriştirmektir. Devrimlerimizin temel kuralı budur” sözleriyle yapılan devrimlerin amacının Türk halkının çağdaş uygar medeni milletlerle aynı düzeye çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmasını sağlamak ve böylelikle halkın gelecekteki huzur ve güvenini sağlamak olduğunu ifade etmiştir. Kuşkusuz ki bunu sağlamak da asrın gereği olan bilim ve fenne gerekli değeri vermekle olacaktır.

Atatürk görülmemiş olağan üstü bir gayret ile çalışarak, Türk milletinin ileri medeniyetler seviyesine bir an evvel çıkmasını herkesten daha çok arzulamış eşsiz bir liderdir. O, devrimlerin başarıya ulaşması için ekonomik kalkınmanın sağlanmasının yanında Batının ilim ve fennini yakından takip eden halk merkezli bir hareket tarzının önemini fark etmiş, kurmuş olduğu partinin adını bu nedenle “Halk Partisi” koyarak ilim ve fennin ışığında çağdaş uygarlığa giden bu yolda gücün bizzat halkın kendisinden alınması gerektiğine de işaret etmiştir.

Halkçılık kavramını vazgeçilemez bir unsur olarak gören Atatürk, bunun yanında laik olan ve her açıdan çağdaşlığı amaç edinmiş bir toplumun varlığını hayal etmiş laik, halkçı ve demokrak ve de ulus egemenliğine dayanan özgürlükçü bir anlayış içinde tüm dogmalardan uzak bir konumda yapmış olduğu bütün devrimlerin özünü de akıl ve bilimin ışığına dayandırmanın mücadelesini vermiştir. Bundan dolayıdır ki: onun gerçekleştirdiği devrimlerin özünde ve temelinde hiçbir hurafe ve gericiliğe yer ve zemin yoktur. Hatta bu konu ile ilgili olarak meydana getirdikleri devrimlerin altyapısının neye dayandığını açıklarken “Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar” demiştir.

Sonuç olarak: Atatürk, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlık ve bilimsellik ilkesinden ayrılmadan teknolojik gelişmeleri yakından takip etmek kaydıyla, laik ve halk egemenliğine dayalı özgürlükçü bir yapı içinde ilerleyebileceğin söylemiş, varlığını ilelebet devam ettirmesinin bu şarta bağlı olduğunu anlatmaya çalışmış bu nedenle de yaptığı devrimlerin özünü her şeyden evvel akla ve bilime dayandırmıştır.

www.ataturkum.info

21

Zöhre Ana 24 Aralık’ta İstanbul’da Ehlibeyt Sohbeti yaptı

Açık Kapı Derneği’nin fahri Başkanı Zöhre Ana 24 Aralık 2011 Cumartesi günü İstanbul Erenler Kültür ve Eğitim Vakfında  Ehlibeyt Sohbeti yaptı.

Hak sevgisinin, saygısının, insanlığın, inancın ve ibadetin bitip tükenmeye yüz tuttuğu her karanlık dönemde İnsanlığa rehber olup yol gösterecek Evliyalar gönderilmiştir. İnsanların etnik ve mezhepsel olarak bölünmeye çalışıldığı bu karanlık dönemde de Alevi’siyle, Sünni’siyle, Kürdiyle Türküyle bütün toplumu çatısı altında toplamayı başaran ve bu insanları Mustafa Kemal Atatürk’ün sancağı altında Hak Muhammed Ali yolunda inancıyla, ibadetiyle yoğuran Pir Zöhre Ana tüm bu özellikleriyle 20’inci ve 21’inci yüzyıla damgasını vurmuştur.

Pir Zöhre Ana; Hacı Bektaş Veli’nin aşağıdaki nefesinde söylediği gibi toplumu ayrıştıran, bölen, farklılaştıran değil tam aksine Ehlibeyt ocağının son sahibi olarak toplumu kaynaştıran, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı gibi birlik ve beraberlik altında sevgi, saygı, doğruluk, dürüstlük, barış, kardeşlik, çalışkanlık, eline diline beline sahip olma gibi yüce değerler etrafında toplamıştır.

Sevgi muhabbet kaynar yanan ocağımızda
Bülbüller şevke gelir gül açar bağımızda
Hırslar kinler yok olur aşkla meydanımızda
Aslanlarla ceylanlar dosttur kucağımızda.

Pir Zöhre Ana,24 Aralık 2011 Cumartesi günü Esenyurt Erenler Eğitim ve Kültür Vakfında, Hak Muhammed Yolunun tüm güzelliklerini toplumla paylaşmak, gerçek inanç ve ibadetlerini öğretmek amacı ile Ehlibeyt sohbeti düzenledi. Katılımın yoğun olduğu bu sohbete Pir Zöhre Ana’yı ilk defa görmek için gelenlerin dışında, İstanbul’dan binlerce seveni akın akın gelerek cem evini ve konferans salonunu doldurdu.

Pir Zöhre Ana Ehlibeyt sohbetinde genel olarak aşağıdaki konulardan bahsetti.

Öncelikle cem evine gelen toplumdan merak ettikleri ve öğrenmek istedikleri konular varsa sormalarını istedi. Vatandaşlardan gelen soruları cevapladı.

Atatürk’ün resmi cemevlerinden kalkmayacak…


Cafer Solgun, Taraf’tan Neşe Düzel’in sorularını yanıtladı…

Atatürk’ün resmi cemevinden kalkacak’.

 

Bu haber üzerine    imza.la  adlı bir internet sitesi “Atatürk’ün resmine dokunma”  ismiyle bir imza kampanyası düzenledi.

http://imza.la/ataturkun-resmine-dokunma

Alevi yurttaşlar,Atatürk’e bağlıdır…

Ankara Milletvekili Levent Gök Alevi dünyasının Atatürk ile ilgili bir tartışma içerisinde olmadığını belirterek, ““Alevi yurttaşlarımız Atatürk ilke ve devrimlerine kararlılıkla bağlıdır” diye konuştu. Ankara Milletvekili Levent Gök, Pir Sultan Abdal Derneği Ankara Şubesinin Genel Kuruluna katıldı. Hacı Bektaşı Veli Kültür Derneği salonunda yapılan ve Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül’ün de katıldığı kongrede bir konuşma yapan Levent Gök, Pir Sultan Abdal’ın Anadolu’da yaydığı düşüncelerin günümüzde halen geçerli olduğunu ve yüzyıllarca da geçerli olacağını ifade etti. -“Alevi yurttaşlarımız Atatürk ilke ve devrimlerine kararlılıkla bağlıdır”- Pir Sultan’ın insanı öne çıkartan ilkeleriyle Anadolu insanına yaydığı hümanizmanın bugün ülkemizin ihtiyacı olan hoşgörü ortamına dayanak olduğunu belirten Levent Gök, Alevi yurttaşlarımızın Atatürk ilke ve devrimlerine kararlılıkla bağlı olduğunu belirtti. Alevi yurttaşlarımızın Atatürk’e olan gönül bağının her zaman güçlenerek arttığını ifade eden Levent Gök, alevi yurttaşlarımızın Atatürk’e yönelik olumsuz davranışların her zaman karşısında yer aldığını söyledi. Alevi dünyasının Atatürk ile ilgili bir tartışma içerisinde olmadığını belirten Levent Gök ailevilerin Atatürk ile ilgili kararlılıklarının, her alevi yurttaşın evinde ve bütün alevi derneklerinin ofisinde Atatürk’ün resminin baş köşede yer alması ile zaten gösterildiğini, bu büyük sevginin her zaman da devam edeceğini ifade etti. Ankara Milletvekili Levent Gök’ün konuşmasını kongreye katılan Pir Sultan Abdal Derneği üyeleri coşkuyla alkışladılar.

Yaşayan tek Alevi Pir’i Zöhre Ana CHP rozeti taktı…

 

 

 

30  yıldır Türkiye’de şanını duyurmuş olan, Ehlibeyt ve Hz. Muhammed-Hz. ALi yolunu yaşatmaya çalışan, 72 millete aynı nazarda bakan, Alevisi,sünnisi,Tatarı,Gürcüsü,Hristiyanı ve hangi dinden olursa olsun inançlı insanlara 30 yıldır şifa,murat,dilek kapıları açık olan,tıpta çaresi olmayan hastaları iyileştiren, kerameti tüm cihana yayılan, yaşayan tek Alevi Pir’i  Zöhre Ana, Atatürk’ün kurmuş olduğu,Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldu.

Cuma günü yakın aile mensuplarıyla CHP Genel Merkezi’ne gelen ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden  yaşayan tek Alevi Pir’i  Zöhre Ana CHP’de siyaset yapmak istediğini belirterek şunları söyledi;

“Atatürk’e Cumhuriyet’e ve partimize yürekten bağlıyız. Ben bir Atatürk ve Cumhuriyet aşığıyım. Bu önemli iki değerimize sonsuz saygı ve sevgi ile hep beraber sahip çıkacağız. Partimize her türlü desteğe hazırım. Cumhuriyeti yaşatma noktasında emek vereceğiz. Bayramdan sonra partimize yoğun bir katılım gerçekleştirece ğiz” dedi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’da ziyaretten ve CHP’ye katılım kararından memnun olduğunu belirterek ” Bu ülke hepimizin. Bütün yurttaşlarımızı ayrım gözetmeksizin kucaklamak görevimizdir.Tü rkiye için kaygı duyan, Cumhuriyetin değerleri, insanımızın mutluluğu ve özgürlüğü için hassasiyet gösteren her yurttaşımıza CHP’nin kapıları ardına kadar açıktır. Her bir yurttaşımızın mutluluğu bizim en temel arzumuzdur” dedi ve  Pir  Zöhre Ana  ile yakın aile fertlerine CHP rozeti taktı.

ATATÜRK ve DİN…

DİNİNE GÖNÜLDEN BAĞLI BİR LİDER

“Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.”

-Mustafa Kemal Atatürk-

Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. “Ilımlı-modern-dindar” yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz’in kurucusu Büyük Önder Atatürk’tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam’ı yüceltmiş; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmış, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıştır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, Türk Milleti’ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamış ve bugün milletçe ulaşmayı hedeflediğimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmiştir.

Şüphesiz ki din, Büyük Önder’in de dikkat çektiği gibi demokrasinin ve milli bütünlüğümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bir milletin fertlerini birarada tutan en güçlü bağ olan din, aile, ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını sağlayan en önemli unsurdur.

Dinin var olmadığı veya dini değerlerin ortadan kalktığı bir toplumda, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliliğini yitirecek ve kısa süre içinde ortadan kalkacaktır. Böyle bir gelişme ayrıca, tarihi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın bir milleti birbirine bağlayan milli ve manevi tüm bağların parçalanmasını, anarşinin hortlamasını ve toplumun bölünmesini kaçınılmaz hale getirecektir.

İşte bütün bu nedenlerden ötürü, toplum dokusunun vazgeçilmez parçası niteliği taşıyan din müessesesinin devamını sağlayamayan bir ulusun sosyolojik ve bilimsel açıdan ayakta durması mümkün değildir. Gerek kişi, gerekse toplum açısından dinin lüzumlu bir müessese olduğunu belirten, siyasi alanda yaptığı sayısız reformla bu sağlıklı bakış açısını geniş kitlelere yaymayı hedefleyen Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur”; “Din vardır ve lazımdır.” (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102) sözleriyle teşvik etmiştir. Milletini, batıl inanışlardan arındırıp, gerçek dine yöneltmeyi amaçlamıştır. Bunun için de Kuran’ın kolay bir şekilde okunup anlaşılmasını sağlamak amacıyla Türkçeye çevrilmesi emrini vermiştir:

“Sonra Kuran’ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed’in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim.” (Atatürk’ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55)

Kuran’ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk’ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir:

“Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)

Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir’deki Paşa Camii’nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:

“Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran’daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)

Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir:

“Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. … İslam’ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz” (Atatürk”ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)

Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk’ün Osmanlı Devleti’nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur:

“Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)

Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno’ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir:

M. Perno:Şu halde yeni Türkiye’nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?

Atatürk: “Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz.”

M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?

Atatürk: “Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun’i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)

Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkar olmuş ve saygı duymuştur.

Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Atatürk’ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatmıştır:

“Ata’nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür, “Paşam beni mahcup ediyorsunuz” dediğim zaman “Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır.” buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.” (Atatürk ve Din Eğitimi – Ahmet Gürtaş – Diyanet İşleri Bakanları Yayınları s.12)

Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk’ün bu yönünü şöyle anlatmıştır:

“Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; “Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme”der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi.” (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)

ATATÜRK’ün kendi ifadesiyle İlkelerinin tanımı…


ATATÜRK’ÜN KENDİ İFADESİYLE İLKELERİNİN TANIMI

I. TEMEL İLKELER

  1. Cumhuriyetçilik:Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)

    Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir… (1925)

    Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı Cumhuriyet’tir. Artık hükümet ele millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

  2. Milliyetçilik:Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir. (1930)Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlatları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)

    Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

  3. Halkçılık:İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir. (1921)Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)

    Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)

  4. Devletçilik:Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)

    Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir. (1937)

  5. Laiklik:Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)

    Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)

  6. İnkılapçılık / Devrimcilik

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)

Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)

II. BÜTÜNLEYİCİ İLKELER

    1. Milli Egemenlik:

Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. (1923)
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunması ile devamlılık kazanır. Bundan dolayı; hürriyetin de eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)

     2. Milli Bağımsızlık:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)

Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O, ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)

     3. Milli Birlik ve Beraberlik:

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz.

Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)

Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)

     4. Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh:

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)

Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakkisinde en esaslı amil olsa gerektir. (1933)

Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)

     5. Çağdaşlaşma:

Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)

Biz Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)

     6. Bilimsellik ve Akılcılık:

  1. Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet bilimdir. (1933)
  2. Akılcılık: Bizim, akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)

Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)

    7. İnsan ve İnsanlık Sevgisi:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. insanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir, (1931)

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)

Kaynak: Atatürkçü Düşünce Derneği www.add-berlin.de/?idcat=52 


Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.

                                                                                                       Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.

Türkiye’den ATATÜRK ayıbına sert tepki…

Türkiye'den Atatürk ayıbına sert tepki

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Amerikan Foreign Policy dergisine mektup göndererek, derginin internet sitesinde yayımlanan “bıyıklı diktatörler” konulu listeye Mustafa Kemal Atatürk’ün de dahil edilmesine sert tepki gösterdi.

FOREIGN POLICY’DEN BÜYÜK TERBİYESİZLİK

ATATÜRK’Ü BU LİDERLERLE AYNI KATEGORİYE KOYDULAR / FOTO GALERİ

Tan, mektubunda, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Hitler, Stalin gibi isimlerle aynı yere konulduğu “Sert üst dudak” başlıklı blogdan duyduğu derin rahatsızlığı dile getirdi.  

Atatürk’ün başarılarının ve arkasında bıraktığı demokratik mirasın, onu son yüzyılın en büyük vizyoner liderlerinden biri yaptığını kaydeden Tan, Türkiye’nin bugün Atatürk sayesinde Müslüman dünyasında eşsiz bir pozisyona, canlı, laik bir demokrasiye ve gelişen bir ekonomiye sahip olduğunu vurguladı. 

Tan, özellikle de Ortadoğu’daki çarpıcı değişimler karşısında Türkiye’nin ilham kaynağı olarak gösterilmekte olduğu bir dönemde, Atatürk’ü “otokrat” olarak tanımlamanın “çok talihsiz, çirkin ve küstahça” bir davranış olduğunu belirtti.

Bunun yanında tarihi bir şahsiyete, bıyığına bakılarak, aynı kefeye konulamayacağı başka kişilerle aynı kategoride yer vermenin, Foreign Policy’nin bilgiye dayalı tartışmaların yeri olması ve referans kaynağı olarak kullanılması açısından kredibilitesine de hakaret olduğunu kaydeden Tan, “Hiç şüphesiz, ABD halkı da eğer kurucuları ve çağdaş liderleri fiziksel görünümlerine bakılarak benzer bir grubun arasına konulsaydı aynı tepkiyi gösterirdi” ifadesini kullandı.

Tan, derginin yayımladığı blogun, Atatürk’e, Foreign Policy’nin ününe ve yüksek kaliteli habercilikten faydalanabilecek olan kamuoyuna ciddi bir haksızlık oluşturduğunu belirtti.

FOREIGN POLICY’DEN ATATÜRK’E AĞIR İTHAM

Foreign Policy dergisi, Ulu Önder Atatürk’ü “bıyıklı diktatörler” konulu listesinde ilk sıraya koydu.

Derginin internet sitesinde Charles Homans imzasıyla yayımlanan listede Atatürk, Adolf Hitler, Francisco Franco, Saddam Hüseyin, Josef Stalin gibi isimlerin arasına dahil edildi.

Listenin girişinde, “Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, bıyığını tıraş etmiş olabilir. Ama dünyayı onun diktatör olmadığına ikna etmek için çok daha fazlası gerekiyor. Foreign Policy, bıyıklı otokratları araştırdı” ifadesi kullanıldı.

İlk sırada Mustafa Kemal Atatürk’e yer verilen listede, Atatürk için “Kayzer” nitelemesinde bulunuldu.

Atatürk’ün ilerleyen yıllarda da Türkiye’yi ekonomik ve siyasi liberalleşmeye doğru götürürken bıyığını tamamen kestiği belirtilen listede, “Bu, Türkiye’nin modern bir gelecek için Osmanlı geçmişini geride bırakmasının sembolik bir örneğiydi” denildi.

1 Eylül Dünya Barış Günü…

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salı gününü”nı “Uluslararası Barış Günü” ilan edilmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül’ün Barış Günü olarak kabul etmiştir.


Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin öngörüsü yüksek,insancıl kurucusu yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk

20 Nisan 1931 yılında bunun önemini belirtmiş ve meşhur sözünü söylemiştir.”Yurtta sulh,  cihanda sulh”


Büyüyen Atatürk şiiri…

Şimdi sen Akdeniz’de
Yükselen dalga dalga,
Bakışlarının rengiyle mutlu,
Uçan rüzgârlarla hür.

Şimdi sen Edirne’de, Sivas’ta, Ardahan’da,
Şimdi İzmir’de, Afyon’da, Van’da…
Yükselen dağ dağ, serilen yayla yayla,
Düşünen köy köy, kasaba kasaba
Nefes alan her canda.

Şimdi sen tarlalarda
Boy atan buğdaylarda,
Saçlarının ışıklarıyla zengin
Büyüyen vatan çiçeklerinde,
Büyüyen yüreklerimizde
Fetheden gelecek günleri, fetheden düşünceleri
Tek bir sevginin aydınlığında.

Ahmet KÖKSAL