66 muvazzaf subay artık Hadımköy’de…
Hasdal’daki askeri cezaevinin kapasitesinin yetmemesi üzerine geçtiğimiz günlerde Hadımköy’deki eski 1’inci Zırhlı Tugay Komutanlığı Karargâh Binasının bir kısmı cezaevine dönüştürüldü.
Çeşitli davaların tutuklu sanıkları olan ve Hasdal Askeri Cezaevi’nde yatan askerlere, cezaevi yönetimi tarafından Hadımköy’deki cezaevine gitmek isteyip istemedikleri soruldu. Hasdal’daki koğuşlarda 15-20 kişi kaldıkları öğrenilen askerlerden 66’sı bu öneriyi kabul etti. Aralarında Balyoz davasının sanıkları Orgeneral Bilgin Balanlı ve Korgeneral Korcan Pulatsü’nün de bulunduğu 66 muvazzaf subayın sevk işlemi geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Bazı subayların ise Hasdal Askeri Cezaevi’nde kalmayı tercih ettiği belirtildi.
Fransa,Suriye’deki büyükelçisini geri çekti..
Fransa, Suriye’deki diplomatik misyonlarına yönelik saldırıların ardından Şam’daki büyükelçisini geri çekti. Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ndeki personel ise bugünden itibaren çalışmalarını Büyükelçi Ömer Önhon’un konutunda sürdürecek.
Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, parlamentoda yaptığı konuşmada, “Suriye’de devam eden şiddet olayları, Halep ve Lazkiye’deki konsolosluklarımızı kapatmamıza, büyükelçimiz Eric Chevallier’i de Paris’e geri çekmemize neden oldu” dedi.
Yarın Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunacak olan Juppe, “İnanıyorum ki Suriye halkı mücadelesini sürdürecektir. Fransa da bu konuda yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapacaktır” ifadesini kullandı.
Fransa‘nın Lazkiye’deki fahri konsolosluğu ve Halep’teki kançılaryası geçtiğimiz Cumartesi akşamı Devlet Başkanı Beşar Esad yanlısı oldukları belirtilen kişilerin saldırısına uğramıştı.
LİBYA BÜYÜKELÇİSİ ALTI AY SONRA DÖNMÜŞTÜ
Fransa, Libya’daki isyan hareketinin başlamasından kısa süre sonra, güvenlik endişesiyle Trablus Büyükelçisi’ni geri çekmişti. Fransız Büyükelçi, Trablus’un yaklaşık altı ay sonra Muammer Kaddafi karşıtlarının eline geçmesinin ardından Libya’ya dönmüştü.
BÜYÜKELÇİLİKLER YİNE HEDEF OLDU
Fransa cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, Arap Birliği’nin Suriye’nin üyeliğiyle ilgili kararının bugün yürürlüğe girmesi üzerine, Esad yanlıları bir kez daha diplomatik temsilcilikleri hedef aldı.
Görgü tanıkları saldırganların Birleşik Arap Emirlikleri’nin büyükelçilik binasına taş atıp duvarlarına hakaret içeren yazılar yazdığını belirtti.
Bugün düzenlenen Türk-Arap İşbirliği Forumu’na ev sahipliği yapan Fas’ın Şam Büyükelçiliği de saldırıya uğradı. Büyükelçi Muhammed Hassasi 100-150 kadar saldırganın binaya taş ve yumurta attığını söyledi.
Katar Büyükelçiliği’nin de saldırıya uğradığı bildirildi.
BÜYÜKELÇİLİK ÇALIŞANLARI KONUTA TAŞINDI
Fransa‘nın Suriye temsilciliğinin saldırıya uğradığı akşam Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriye’deki diplomatik misyonları da hedef olmuş, dün Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim söz konusu olaylardan dolayı özür dilemişti.
Saldırıların hemen ardından Türkiye, Suriye’deki büyükelçilik personelinin aile üyelerini Türkiye’ye getirmişti.
Bugün yaşanan son gelişmelerin ardından, Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, çalışanların güvenlik gerekçesiyle büyükelçilik binasından Büyükelçi Önhon’un konutuna taşındığı ve faaliyetlerin buradan yürütüleceği belirtildi.
Dış İşleri Bakanlığı’na mühendis memur…
Kasım ayı bürokraside çok hareketli geçti. Hükümetin seçim öncesi çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yetkisinin son günleri Kasım’a rastladı. Bu nedenle de bakanlıklardaki pek çok düzenleme; KHK’nin son günü olan 2 Kasım’a bırakıldı. Bakanlıklar, birbiri ardına KHK’lerle düzenleme yapınca da pek çok ayrıntı gözden kaçtı. İşte o ayrıntılardan biri Dışişleri Bakanlığındaki düzenleme.
2 Kasım tarihli KHK ile mühendislere de diplomatlık yolu açıldı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, aslında bu değişikliği geçen yıl Meclis’te kabul edilen Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Kanununa koymak istemişti. Dışişleri Bakanlığı’na meslek memuru olarak sosyal bilimler eğitimi görmüş kişilerin yanı sıra mühendislik fakültelerinden mezunların da alınması önerisi getirilmişti. Ancak Dışişleri Komisyonunda bu değişiklik kabul görmeyince yasaya da giremedi. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı’nda meslek memurluğu için şart olarak sosyal bilimler okumuş olma zorunluluğu korunmuştu.
Ancak 2 Kasım tarihli KHK ile bu durum değiştirildi. Artık üniversitelerde 4 yıllık mühendislik eğitimi almış kişiler de Dışişleri Bakanlığı’na meslek memuru olmak için başvuru yapabilecek. Ama bir şartla: Mühendislik fakültesi mezunları sosyal bilimler alanında lisansüstü eğitim yapmış olacak. Yani mühendisler, sosyal bilimler fakültelerinde master yaparlarsa diplomat olmak için Dışişleri Bakanlığına başvurabilecekler.
Bu değişiklikle ilgili 2 Kasım tarihli Resmi Gazetenin mükerrer sayısında yayımlanan 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 44. Maddesi şöyle:
MADDE 44- 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin;
a) Birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “ağırlıklı olarak bu alanlara yönelik eğitim programlarına sahip bölümlerinden” ibaresi “bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alan derslerin en az % 80’ine sahip olan diğer bölümlerden”, “açıldığı yılın Ocak ayının ilk günü itibarıyla” ibaresi, “yapıldığı tarih itibarıyla”, “otuz yaşını” ibaresi “otuz beş yaşını”, “otuz iki yaşını” ibaresi “otuz yedi yaşını” şeklinde değiştirilmiş, aynı bentte yer alan “üniversitelerin sosyal bilimler alanında” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya mühendislik fakültelerinde” ibaresi eklenmiştir.
Vicdani ret nedir?
Vicdani reddin tanımı bugün uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 8 Mart 1995’te aldığı karar doğrultusunda şekillendi. Kararda yer alan “Orduda görev yapanlar, orduda görev yapmaya vicdanen itiraz etmek hakkından mahrum bırakılmamalıdır” ifadesi, vicdani ret tanımını genişletti. Daha sonra bu tanım, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 1998 tarihli kararında teyit edildi. Karar metninde, “Orduda görev yapmakta olan bireyler vicdani itirazlar getirebilir” denildi.
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi ise 2004’ten beri vicdani reddi bir “insan hakkı” olarak görüyor. Avrupa Konseyi’nin üyesi olan ancak vicdani reddi kabul etmeyen üç ülke var: Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye.
Dini sebeplerle orduda hizmet vermek istememenin kökenleri aslında Ortaçağ’a kadar gidiyor. Vikinglerin ünlü bir destanında dini inançlarından dolayı sefere gitmeyi reddeden bir lorddan bahsediliyor. Quakerlar, Amishler, Menonitler, Kardeşler Kilisesi üyeleri, Yedinci Gün Adventistleri ve Yehova Şahitleri dini gerekçelerle orduda görev yapmayı reddeden gruplar arasında.
SEÇİCİ VİCDANİ RET
Modern dönemdeyse “seçici vicdani ret” diye bir kavram ortaya çıktı. 1960’larda ortaya çıkan bu kavram doğrultusunda, kişiler orduda görev yapıyor ancak herhangi bir şekilde bir savaşta rol oynamayı ya da belli operasyonlara katılmayı reddediyor. Örneğin İsrail’de 2003’te bir grup yedek hava kuvvetleri subayı “sivil nüfus merkezlerine” ve “işgal altındaki topraklara” düzenlenen operasyonlara katılmayı reddederken “İsrail devletini korumak için gereken her türlü misyonda İsrail Savunma Kuvvetleri’nde ve Hava Kuvvetleri’nde hizmet etmeyi sürdüreceklerini” açıkladı.
CEZALAR ÇOK AĞIR
Vicdani retçilerin orduda masa başı ve benzeri silah kullanımını gerektirmeyen işlerde görevlendirilmesi de sık uygulanan orta yollardan biri. Bunun dışında, doktor raporuyla askerliğe uygun olmadığını kanıtlamak, mümkün olduğunca uzun süre askerliği tecil ettirmek ya da bakaya vatandaşları ülkelerine iade etmeyen ülkelere sığınmak da yaygın uygulamalar arasında. Ancak birçok ülkede vicdani retçiler asker kaçağı olarak görülüyor ve başta hapis olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılıyor. Bununla birlikte zorunlu askerlik uygulamasının hala geçerli olduğu ülkelerden sadece 30’unda vicdani ret ile ilgili yasal dayanak bulunuyor. Bu ülkelerden 25 tanesi Avrupa’da ve bu dayanaklar çoğunlukla uluslararası standartlara uygun. Avrupa dışında özellikle de İsrail ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi silahlı çatışma bölgelerinde vicdani ret çok ağır cezalandırılıyor.
ispanya
Vicdani ret İspanya anayasasına 1978 yılında girdi. O dönemde İspanya parlamentosu askeri hizmetten daha uzun bir sivil hizmet süresi belirlemişti. Ancak her iki hizmeti de reddeden güçlü bir halk hareketi ortaya çıktı.
İTALYA
İtalya’da 2004 yılına kadar bütün sağlıklı erkekler için askerlik zorunluydu. 1972 yılına kadar vicdani retçiler vatan haini olarak görülüyor ve askeri mahkemeye çıkarılıyordu. O tarihten itibaren sivil hizmet seçeneği getirildi. Bu hizmet standart askeri servisten sekiz ay daha uzundu. Bu uygulamanın eşitsizlik yarattığı gerekçesiyle daha sonra çıkarılan bir yasayla sivil hizmet ve askeri hizmetin süresi eşitlendi.
FİNLANDİYA
Finlandiya’da 1903 yılında kaldırılan zorunlu askerlik, 1918’de iç savaş dolayısıyla erkekler için yeniden gündeme geldi.
İNGİLTERE
İngiltere’de savaşmama hakkı ilk olarak 18’inci yüzyılda pasifist Quakerların savaşmayı reddetmesiyle kabul edildi. Ancak Birinci Dünya Savaşı’na kadar daha genel bir askerlik yapmayı reddetme hakkı kabul edilmedi. 1916’da kabul edilen yasayla retçiler alternatif sivil hizmet ya da savaşta muharip olmayan görevler arasında seçim yapma şansı elde etti. O dönemde 16 bin retçiden 6 bini zorla askere alındı. Emirlere karşı geldikleri için hapis cezasına çarptırılanlar oldu.
www.hurriyet.com.tr
Vicdani red…

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, vicdani ret konusundaki çalışmanın en kısa sürede Bakanlar Kurulu’nda olacağıını söyledi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, vicdani ret ile ilgili olarak Milli Savunma Bakanlığı’nın bir çalışma hazırladığını belirterek, “Bu hafta içinde olmazsa önümüzdeki hafta içinde karar aşamasına gelinmiş olacak. Çok kısa süre içinde bunu Bakanlar Kurulunda görüşeceğiz” dedi.
Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dava süreçlerinde Dışişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasındaki işbirliğinin daha etkin hale getirilmesi ve sürecin hızlandırılmasına ilişkin çalışmalar Dışişleri Bakanlığında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından bir basın toplantısıyla değerlendirildi.
Basın toplantısında bir gazetecinin vicdani ret ile ilgili sorusu üzerine Ergin, konuyla ilgili olarak Milli Savunma Bakanlığının bir çalışma hazırladığını belirterek, “Bu hafta içinde olmazsa önümüzdeki hafta içinde karar aşamasına gelinmiş olacak. Çok kısa süre içinde bunu Bakanlar Kurulu’nda görüşeceğiz. Bu konu öteden beri Türkiye’den beklenen bir konuydu. Milli Savunma Bakanlığımız ile bu konuyu takip ediyoruz. Onlar belli bir hazırlık yaptıklarını ifade ettiler. Kısa süre içerisinde çalışmalarını Başbakanlığa tevdi edecekler” diye konuştu.
Evliya Çelebi külliyatı…

Yapı Kredi Yayınları (YKY) 1996 yılında ilk kez başlattığı Evliya Çelebi kitapları serisini Eylül 2011’le birlikte çok önemli bir noktaya getirdi.
2011 yılının UNESCO tarafından Evliya Çelebi Yılı olarak ilan edilmesinin ardından çalışmalarına hız veren YKY, günümüz Türkçesiyle bu yıl yayınladığı Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin 7,8 ve 9. ciltlerinin ardından son cildi olan 10. cildi de bugünlerde okuyucuların ve araştırmacıların hizmetine sunmaya hazırlanıyor. Böylece ilk kez 1896 yılında ilk girişimi başlatılan ve ilk yayımı 40 yıl sonra 1938’de tamamlanan seyahatnamenin, birinci cildinin ilk basımının üzerinden 100 yıl ve son cildin ilk basımının üzerinden de 59 yıl sonra YKY, geniş kapsamlı bir Evliya Çelebi Külliyatı ortaya çıkarmış oldu.
“EVLİYA ÇELEBİ YILININ HAKKINI VERDİĞİMİZE İNANIYORUZ”
Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen, “Evliya Çelebi Yılında YKY olarak çok önemli bir işlev gördüğümüze inanıyoruz. Evliya Çelebi Seyahatnamesi artık kusursuz Türkçesiyle 10 cildi de tamamlanmış olarak Türk toplumunun hizmetine sunulmuştur. Böylece eksik tek halkanın da tamamlandığını söyleyebiliriz. Hem gezgin hem çok iyi bir gözlemci hem de çok akıllı bir kişi olan Evliya Çelebi’nin bu çalışmalarla birlikte toplumda gerçek kimliğinin daha iyi anlaşılacağına inanıyoruz. Artık Türkiye’de Evliya Çelebi daha çok konuşulacak, hakkında daha çok şey yazılacak ve ünlü gezginin bilinmeyen yönleri daha rahat keşfedilebilecek” dedi. Güngen, hem çeviriyazım hem de günümüz Türkçesiyle yayımlanan seyahatnamenin bu ay tamamlanacak olmasının önemli bir gelişme ve kendileri için de ayrı bir gurur kaynağı olduğunu belirterek “Böylece hem araştırmacılar hem de okuyuculara engin bir bilgi kaynağı sunulacak ve Evliya Çelebi yılında YKY tarafından tüm kitaplar tamamlanmış olacak” diye konuştu.
“TARİH YAZIMINA ZENGİN KATKI”
Evliya Çelebi’nin sadece yaşadığı ve gezdiği coğrafyaları ve toplumları anlatmakla kalmayıp, bu coğrafyalardaki ulusların tarihlerini anlamak açısından onlara çok değerli bilgiler de devrettiğini belirten Tülay Güngen, şunları söyledi:
“Bugün bu topraklar üzerinde yaşayan halkların ve bunların kurduğu eski ve yeni irili ufaklı devletin yapılanmasında Osmanlıların kurduğu düzenin etkisi büyük olmuştu. Bu sosyal gelişmenin canlı tanığı ise olanca büyüklüğü ile Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’dir. Seyahatname aynı zamanda birçok ulusun kendi tarihini anlamak açısından da çok zengin bilgiler sunuyor. Tamamlanmış bir Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi başka çalışmalar yapmak, başka hayaller kurgulamak ve yazdıklarını bir serüven romanı tadıyla okutmak için bizi olanca haşmetiyle bekliyor. Şimdi Evliya Çelebi’yi daha iyi anlamak için elimizde her türlü kaynak var.”
EVLİYA ÇELEBİ ARAŞTIRMACILARINA YENİ MÜJDE
Tülay Güngen, Evliya Çelebi’nin bütünüyle İstanbul’u anlatan ilk cildini, ilk kez 1996 yılında yayınlayarak başlattıkları ve 11 yıllık döneme yayılan bu uzun soluklu çalışmayı 2007 yılında 10. Cildi de yayımlayarak tamamladıklarını söyledi. Güngen, 10 cilt halinde yayınlanan çeviri yazımların her bir cildinin büyük ebatta ve önemli bir ağırlık oluşturduğunu belirterek araştırmacılara ve okurlara yeni bir müjde daha verdi. Güngen, bu gelişmeyle ilgili olarak “Araştırmacılar için her biri büyük boyutta ve ağırlıktaki ciltlerin taşınması ve kolaylıkla el altında tutulması gibi zorluklar söz konusu idi. Biz de bu görüşten yola çıkarak toplam orijinal 10 cildi taşınabilir boyutta ve hafiflikte 2 cilt halinde yayınlamaya karar verdik. 10 cildin orijinal haliyle 2 cilde indirilmiş boyuttaki çeviri yazımları önümüzdeki aylarda, yani Evliya Çelebi yılı bitmeden okurların ve araştırmacıların hizmetine sunacağız” dedi.
“TİCARİ KAYGILARLA BU ÇALIŞMALAR YAPILAMAZDI”
Evliya Çelebi Seyahatnamesi başta olmak üzere YKY’nin şimdiye kadar Evliya çelebi ile ilgili yayınladığı tüm kitapların ticari kaygılardan uzak bir anlayışla ele alındığını vurgulayan Güngen “ 10 Ciltlik orijinal çalışmanın boyutuna, seçilen kağıdın niteliğine ve baskı kalitesine bakıldığında hiçbir özveriden kaçınılmadığını herkes rahatlıkla görebilir. Bu kadar kapsamlı bir çalışmayı ticari bir yaklaşımla yürütmek mümkün değildir” dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nin dünya seyahatnâme edebiyatına, Türkçe’nin büyük bir armağanı olduğunu hatırlatan Güngen, genç kuşak için Doğan Kardeş serisi kapsamında Evliya Çelebi kitabı yayınladıklarını da hatırlattı. Güngen, diğer kitaplara da değinerek, “Çağının Sıradışı Yazarı Evliya Çelebi” başlığını taşıyan ve Nuran Tezcan tarafından hazırlanan kitabın, ünlü seyyahı ve eserlerini anlamak ve açıklamak açısından önemli bir çalışma olduğunu söyledi. Güngen, bir diğer önemli çalışmanın da araştırmacı Robert Dankoff’un “Evliya Çelebi Seyahatnamesi Okuma Sözlüğü” olduğunu belirterek “ YKY Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ni 10 cilt halinde yayımladığında seyahatnamenin metninin doğru anlaşılması için elzem bir başucu kitabı olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi Okuma Sözlüğü isimli kitabı da yayımladı. Bu çalışma Evliya Çelebi’yi ve eserlerini daha iyi anlamaya yönelik bilimsel bir çalışma olarak büyük önem taşıyor” dedi.
“EVLİYA ÇELEBİ’NİN NİL HARİTASINA HERKES BİR KEZ BAKMALI”
Evliya Çelebi’nin Nil Haritası’nın çok dikkate değer bir eser olduğunu ifade eden Güngen, “Ünlü gezginin ve eserlerinin üzerine yıllardır çalışmakta olan iki bilim insanı, Robert Dankoff ve Nuran Tezcan, Evliya Çelebi’nin Vatikan Kütüphanesi’nde uzun yıllardır korunan Nil Üzerine Benzersiz İnci adlı haritasını yaptıkları uzun araştırmalar sonucunda kitaplaştırdılar. Bu değerli yazarlarımızın titiz araştırmaları olmasaydı belki de hiç kimsenin böyle bir haritadan haberi olmayacaktı. YKY olarak Evliya Çelebi’nin Nil Haritası başlığıyla yayımladığımız kitap Seyahatnameyi daha iyi anlamamızı sağlıyor” diye konuştu.
Beatles’in fotografçısı öldü..

Efsane İngiliz müzik grubu The Beatles’ın en tanınmış ve bilinmeyen görüntülerini çeken fotoğraf sanatçısı Robert Whitaker, 71 yaşında öldü.
Ünlü fotoğraf sanatçısının arkadaşı fotoğraf arşivcisi Dave Brolan, Whitaker’ın, 20 Eylül’de İngiltere’nin güneyindeki Sussex’te öldüğünü bildirdi.
Whitaker, Beatles’ın 1966 yılında çıkardığı Amerikan albümü, Yesterday and Today’in tartışmalara yol açan “kasap” adı verilen kapağı da dahil olmak üzere ünlü İngiliz grubun çok sayıda fotoğrafını çekmişti.
Sanatçının, Beatles grubunun ünlü 4 üyesini beyaz önlükler içinde başsız bebekler ve çiğ et parçaları arasında görüntülediği “kasap” olarak adlandırılan albüm kapağı, albümü çıkaran kayıt şirketi Capitol’ı rahatsız etmiş ve şirketin satışa çıkmasının hemen ardından albümü geri çekmesine yol açmıştı. Şirket, itici bulduğu albüm kapağını değiştirerek, grubun üyelerini büyükçe bir bavulun üstünde resmeden zararsız bir kapakla albümü tekrar satışa sunmuştu.
Sürrealizm hayranı ünlü fotoğraf sanatçısı, bugün koleksiyoncuların büyük ilgisini çeken ve binlerce dolara alıcı bulan albüm kapağı hakkında daha sonra yaptığı açıklamada kapağın, şöhret üzerine bir çeşit meditasyon ve “bir stadyumdan çıkan ünlü grubun genç kızların hücumuna uğrayarak parçalanmasına” ilişkin bir rüyadan ilham alarak, Beatles’ın imajında köklü bir değişiklik yapma girişimi olduğunu söylemişti.

İngiltere’nin güneyindeki Harpenden kasabasında 1939 yılında doğan ve 20 yaşında Avustralya’nın Melbourne kentine gelerek NEMS fotoğraf şirketinde fotoğrafçı olarak çalışmaya başlayan Whitaker, 1964 yılında Avustralya’ya konser için gelen Beatles grubunun fotoğrafçısı olmuştu. Grupla iki yıl boyunca çalışan Whitaker, Beatles’ın sahnede, sahne dışında, uçaklarda, otel odaları da dahil olmak üzere hemen her mekanda fotoğraflarını çekmişti.
Beatles’ın 1966′da yaptıkları son dünya turnesine ilişkin görüntülerini resimleyen Whitaker grubun ünlü “Revolver” albümünün, kolaj tarzı kapağını da hazırlamıştı.
Beatles’tan ayrıldıktan sonra ünlü rock sanatçısı ve film yıldızı Mick Jagger ile çalışan Whitaker, sanatçıyı, çevirdiği “Performance” ve “Ned Kelly” adlı filmlerinin setlerinde görüntülemişti.
Sadece bir “pop fotoğrafçısı” olarak hatırlanmak istemeyen Whitaker, haber sahasına da atılarak, Vietnam Savaşı ve diğer silahlı çatışmaları, Time ve Life dergileri için çekmişti.
Hayranı olduğu ünlü ressam Salvador Dali ile de bir süre çalışan Whitaker, Dali’nin de görüntülerini ölümsüzleştirmişti.
Whitaker, Beatles grubunun fotoğraflarını, “The Unseen Beatles” (Göze Görünmeyen Beatles), “Eight Days a Week” (Sekiz Gün Bir Hafta) de dahil olmak üzere yazdığı kitaplarda bir araya getirmişti.
İnsansız hava araçları artık İncirlik’te…
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, terör örgütü PKK ile mücadelesinde Türkiye’ye istihbarat desteği sağlamada kullanılan Amerikan insansız hava aracı Predatörlerin Irak’tan Türkiye’deki İncirlik Üssü’ne kaydırıldığını açıkladı.
Silahsız olan ve istihbarat ve keşif görevleri kapsamında kullanılan uçakların birkaç haftadır İncirlik Üssü’nde konuşlu olduğunu ve şu anda buradan faaliyet gösterdiğini kaydeden Kirby, “sözkonusu kaydırmanın, Türk ordusuna, güney sınırlarında terör örgütü PKK’nın oluşturduğu spesifik tehditle mücadelesinde istihbarat desteği sağlayacağını” belirtti.
Kirby, ABD‘nin Predatörler vasıtasıyla Türkiye’ye uzun süredir, terör örgütü PKK’nın kuzey Irak‘taki faaliyetleri hakkında istihbarat katkısı sağladığını hatırlatarak, şimdi de Türkiye’ye sağlanan bu desteğe ilişkin misyonda bir değişiklik olmayacağını, sadece uçakların konuşlandığı üssün değişmiş olacağını sözlerine ekledi.
Deniz Otobüsünü kaçıran PKK’lının dağdaki fotografı..

Kartepe Deniz Otobüsü’nü 11 Kasım günü kaçıran PKK militanı Mensur Güzel’in Kuzey Irak’ta dağda çekildiği fotoğrafı ortaya çıktı.
Van ‘da yine deprem…

Van’da saat 00.08 sıralarında 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkez’i verilerine göre, saat 00.08’de merkezüssü Van Mollakasım’da 5.2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 23 Ekim’de meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremin ardından beşik gibi sallanan Van’da, son depremde şiddetli hissedildi. Halk arasında endişe yaratan depremde ilk belirlemelere göre can kaybı yaşanmadı.
Van’da daha önce meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremde 605, 5.6 büyüklüğündeki depremde ise aralarında iki gazetecinin de bulunduğu 40 kişi yaşamını yitirmişti
Van’da dün Saat 18.47′de merkez üssü Van Gölü olan 4.5 ve dün saat 18.54′te merkez üssü Van Muradiye Kuşçu olan 4.2 büyüklüğünde iki deprem daha meydana gelmişti.







