Category Archives: Sağlık Köşesi
Karaciğer yağlanmasına sebep…
Danimarkalı araştırmacıların yaptığı bir araştırmaya göre her gün bir litre gazlı içecek tüketenlerde karaciğer ve kaslar ilr bel bölgesindeki organlarda yağlanma görülüyor.

Bu tip yağlanmanın diyabet riskini yükselttiği ve kalp hastalıklarını tetiklediği biliniyor. Harvard Üniversitesi’nden araştırmayı yorumlayan Dr. Frank Hu araştırmanın “kilo artışıyla vücuttaki yağ artışının etkileri arasındaki farkı ortaya koyduğunu” açıkladı.
Araştırmayı gerçekleştirenlerden Dr. Björn Richelsen araştırmaya katılan deneklere 6 ay boyunca su, süt, gazlı içecek ve diyet gazlı içecek tüketmelerini istedi
Araştırmaya katılanların birçoğu obez veya fazla kilolu insanlardan seçildi. Dr. Richelsen özellikle obez insanların seçildiğini çünkü fazla kilolu insanların beslenme değişikliklerine karşı vücutlarının daha fazla duyarlılık gösterdiğini belirtti.
Bal yerine pekmez yedirin…
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Metin Kılınç yaptığı açıklamada, bebeklerin 6 aydan sonra anne sütünün yeterli gelmemesi nedeniyle ek besinlere geçildiğini ve ek besinlerin seçiminin önemli olduğunu belirtti. Bu dönemde bebeğin alerji riski olmayan, basit ve tek çeşitten oluşan gıdalarla beslenmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Kılınç, şöyle konuştu:
“Ek besinlere geçişte gıdaların bebeğin fiziksel yapısına uygun olması gerekiyor. Sütten hemen sonra bebeğe ağır gelmeyecek meyve suları, püreleri, meyveler, besleyici sebze püreleri uygun olur. 8. aydan sonra sebze çorbaları ve yavaş yavaş bebeğe et verilebilir. Ancak 1 yaşından önce çocuklara verilmemesi gereken gıdalar da var. Bunların başında bal geliyor. Çocuğun bünyesi ve bağışıklık sistemi henüz tam gelişmediği için alerji olma olasılığı yüksektir. Balda bulunan polenler çocuğun alerji olmasına ve zehirlenmesine neden olabilir. Bir yaşından önce çocukların bağışıklık sistemi yeterince gelişmediği ve onlarda alerjiye neden olabileceği için bal önermiyoruz, Bize herhangi bir nedenle başvuran aileleri bal konusunda uyarıyoruz.”
Prof. Dr. Kılınç, bir yaşından önce çocuklara bal yerine pekmez yedirilebileceğini ifade etti. Pekmezin, besleyici ve enerji verici bir ürün olduğunu, bebeklerin bu dönemi açısından büyük faydası bulunduğunu belirten Kılınç, şunları vurguladı:
“Çocuklara bir yaşından önce bal yerine kansızlığa karşı önemli, demir bakımından zengin olan pekmez yedirilebilir. Alyuvarların yapımı için demir büyük önem taşıyor. Demir yetersizliği ise kansızlığa neden oluyor. Pekmez hem kan yapıcı özelliği hem demirden zengin olması ve enerji kaynağı olması açısından önemli. Pekmez çocuğun öğününe yoğurdun içinde ya da sade olarak katılabilir. Pekmez bebeğin bünyesini rahatsız etmez, alerji yapma olasılığı da çok azdır.”
A.A
Çocuk Hastalıkları…
Çocuk Hastalıkları
DİFTERİ, BOĞMACA,TETANOZ
Çocukluk döneminin ağır ve ciddi hastalıklarından olan difteri, boğmaca ve tetanoz hastalıkları yapılan geniş aşılama çalışmaları ile önemli derecede ortadan kaldırılmış olmakla birlikte maalesef tüm çabalara rağmen buhastalıkların kökü kazınamamıştır. Bu üç hastalık artık ender olarak görülse dehastalığın ciddiyeti, olumsuz sonuçları ve ölümlere yol açması bu hastalıklarakarşı aşılamanın önemini açıklamaktadır.
Difteri:
Difteri, salya vetükürük gibi salyalarla temas edilmesi veya bu mikropla kirlenmiş maddelerin(oyuncak vb. ) ağıza götürülmesiyle ve solunum yoluyla bulaşmaktadır.
Difterimikrobu çok güçlü bir zehir salgılayarak burunda ve boğazda solunumu engelleyici bir enfeksiyona, kalp yetmezliğine, sinir sisteminde hasarlaraneden olabilir. Hastalanan her on kişiden birisi maalesef her türlü tedaviye rağmen hayatını kaybetmektedir.
Boğmaca:
Boğmaca tüm yaşlardave hatta erişkinlerde bile ortaya çıkabilen,nefes almayı engelleyecek biçimdeöksürük nöbetlerine neden olan bir hastalıktır. Bu öksürük nöbetleri 6-12 haftaarasında sürmekte ve bu nöbetlerin ardından birçok çocukta kilo kayıplarına bile neden olabilen kusmalar görülmektedir. Ayrıca, boğmaca 1 yaş altındakiçocuklarda daha sık olmak üzere zatürreeye,beyin ve göz içi kanamalarına ve ölümlere neden olabilmektedir.
Tetanoz:
Tetanoz mikrobu,genellikle toprakta yaşayan, vücuda çok küçük yara ve kesiklerden dahigirebilen bir mikroptur. Mikrop salgıladığı “tetanoz zehri” ileomuriliğe ve sinir sistemine zarar vermekte ve gelişmiş tüm tedavi olanaklarınarağmen hala 10 hastadan 6 sının ölümüne yol açmaktadır. Oksijensiz ortamdayaşayan bu mikrop paslı çivi, bıçak gibi maddelerin yanı sıra cam kesiği,hayvan pisliği ve açık yaraların toprakla temas etmesi ve sonucunda insanlarabulaşmaktadır.
Tetanoz hastalığı en sıkyaşamın birinci ayının bitiminden önce görülmekte ve “yeni doğantetanozu” adını almaktadır. Yeni doğan bebekler, tetanoz mikrobuyla yasağlıksız şartlardaki doğum esnasında yada doğum sonrası göbek bağının sterilolmayan koşullarda kesilmesi nedeniyle karşılaşmaktadır. Doğum sonrasındagöbek kordonunun mikropla temas etmiş bıçak, jilet ve hatta cam ile kesilmesisonucunda bebeğe bulaşmakta ve kana karışan mikroplar yoluyla hastalık ortayaçıkmaktadır. Bu bebeklerin hemen hepsi her türlü tedaviye rağmen daha yaşamınilk günlerinde ölmektedirler.
Tetanoz hastalığınınbebeklerdeki en önemli üç belirtisi; emme güçlüğü kasılmalar ve teskinedilemeyen ağlamadır. Bebekleri yeni doğan tetanosundan korumak için, anneadaylarının gebeliklerinin 3. ayından sonra mutlaka tetanoz aşısı olmalarıgerekmektedir. Tetanoz aşısı hem anneyi hem de bebeği koruyacağı gibi neanne nede doğacak bebeğine karşı zararlı bir etkisi olmaz. İster hastanede,ister farklı bir ortam ve koşulda doğum yapılacak olsun tüm anne adaylarınınaşılanması gereklidir. Bu uygulama devletimizin sağlık politikasıdır.
Difteri, boğmaca vetetanoz aşısı (3 lü karma aşı)
Karma aşılar,çocukları difteri, boğmaca ve tetanoz hastalıklarına karşı korumak içinuygulanmaktadır. Yeni doğan bir bebek, yaşamını ikinci ayından itibaren 1-2 ayarayla 3 kez aşılanmalı ve ardından 18. ayda bir hatırlatma dozu yapılmalıdır.3lü karma aşının tekrar dozu 4-6 yaş arasında, Çocuk Felci aşısıyla birlikteuygulanmalıdır. İlkokul 1. sınıfında ise boğmaca çıkarılarak, sadecedifteri-tetanoz karma aşısı yapılmalıdır. (Bu dönemde ayrıca verem, çocuk felciaşıları uygulanmalıdır. Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısının 2.dozu 4-6yaş arasında uygulanmadıysa bu dönemde uygulanabilir.) Gelişen bilim ve teknoloji,çoksayıda hastalığa karşı tek enjeksiyon ile koruma sağlamaya yönelik yeni aşılarıgeliştirme çabasındadır.
Günümüzde difteri, boğmaca vetetanoz aşılarına çocuk felci ve hib menenjit aşısı eklenerek oluşturulan ilkbeşli aşı sanofi pasteur tarafından geliştirilerek kullanımasunulmuştur. Bu aşı ilerdeki bölümlerimizde ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Aşıkola ya da bacağın ön kısmına adale içi yolla ya da cilt altınauygulanmaktadır.
ÇOCUK FELCİ (POLIOMIYELIT)
Çocuk felcihastalığının nedeni, polio virüsü denilen bir mikroptur. Çevre koşularının kötüolduğu yerlerde suların, besinlerin mikroplu dışkı ile kirlenmesi ve kalabalıkortamlarda havaya yayılan mikropların solunmasıyla bulaşır. Hastalığa yakalanançocuklarda hafif ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı -kusma gibi herhastalıkta görülebilecek ortak bulgular mevcuttur. Bazı çocuklarda hastalık bubulgularla sınırlı kalırken , bazılarında ise kalıcı felçler meydanagelmektedir. Felçler çok tipik olarak yumuşaktır.Yani kaslar sert ve kasılmışdurumda değildir.
Felçler genel olarak, çocuğun kendini ayağa kaldırmasında veyürümesinde güçlük şeklinde ilk bulgularını verir. Çoğu hastada felç olan bacakya da kolda duyu kaybı yoktur. İğne batırıldığında bunu hissederler. Biryaşından büyük yaş grubundaki hassas çocuklar ve yetişkinler mikrobukaptıklarında felç gelişmesi açısından daha büyük risk altındadırlar. Felçgelişen hastalarda ölüm oranı %2 ile % 20 arasında değişmekte ancak beyindekisolunum merkezinin etkilenmesiyle bu oran % 40 a kadar çıkabilmektedir.
Çocuk felci hastalığının çiçekhastalığında olduğu gibi ülkemizde ve tüm dünyada kökünün kazınması için yoğunçalışmalar yapılmaktadır. Tedavisi bulunmayan , kalıcı sakatlıklar veölümlere neden olan bu hastalığın kökünün kazınması , ancak aşılanma ilemümkündür. Hem bu açıdan hem de virüsün çevremizde yaygın olarak bulunmasınedeniyle çocuk felci aşılamasının önemi oldukça artmaktadır.
Çocuk felci aşıları:
Günümüzde çocuk felcihastalığına karşı kullanılan iki farklı aşı vardır. İnaktive çocuk felci aşısı(enjeksiyon şeklinde uygulanır ) ve oral çocuk felci aşısı (ağızdan damlaşeklinde verilir. ) inaktive çocuk felci aşısı ölü aşıdır. Son derece güvenlive etkin olması en önemli özelliğidir. Yaşamın ikinci ayından başlayarak 1- 2ay arayla toplam 3 doz enjeksiyon şeklinde uygulanır. Bebek 18 aylık olduğundabir hatırlatma dozu daha yapılmalıdır.
İnaktive çocukfelci aşısı sanofi pasteur tarafından geliştirilen beşli aşı içerisindedifteri, tetanoz, boğmaca ve hib aşıları birlikte bulunmaktadır. Baştasanayileşmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır.Çocuk felcine karşı bireysel korunmanın sağlanmasında vazgeçilmez bir aşıdır.
Canlı bir aşı olan oral çocukfelci aşısı ağızdan damla şeklinde verilerek uygulanmaktadır. Oldukça etkin biraşı olmakla birlikte aşının verilmesi sırasında çocuğun kusması ya da tükürmesigibi durumlardan olumsuz etkilenebilmektedir. Aşı uygulanması esnasında ishaliolan bebeklere bir ay sonra bir doz aşının daha uygulanması tavsiye edilmektedir.Çocuk felcine karşı toplumsal korunmanın sağlanmasında önemi vardır.
İnaktive ve oral çocukfelci aşılarının birlikte kullanımı
Yapılan çalışmalar, buhastalığa karşı en iyi korunmanın inaktive ve oral çocuk felci aşılarınınardışık kullanılması ile sağlanabileceğini göstermektedir. Ardışık kullanımönce inaktive, ardından oral olmak üzere çocuğa farklı zamanlarda her ikiaşının da verilmesi prensibine dayanır. Birçok ülkede tercih edilen buuygulama; aşılamaya 2,4,6 ya da 2,3,4. Aylarda beşli aşı ile başlanan çocuklara18. Aydaki hatırlatıcı dozun ağızdan oral aşı şeklinde verilmesi ilegerçekleştirilmektedir. İnaktive ve oral çocuk felci aşılarını ardışıkkullanmanın sağladığı en büyük avantaj, beşli aşıların içinde bulunan inaktiveaşı ile önce bireysel korunmanın sağlanması, daha sonra oral aşı ile toplumsalkorunmanın sağlanmasıdır. Böylece çocuk felci hastalığına karşı hem bireyde hemde toplumda çok güçlü ve kalıcı bir bağışıklama sağlanması mümkün olur. Çocukfelci aşılarının her iki çeşidi de difteri, tetanoz, boğmaca ve diğer çocuklukaşıları ile birlikte ve aynı gün uygulanabilir. Aşı uygulanmasından sonraannelerin bebeklerini emzirmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Aşıdan hemensonra dahi bebeğe mama,süt ve diğer besinler verilebilir,herhangi bir sürekısıtlaması yoktur.
HEMOFILUSINFLUENZA TİP B (HİB)
Hib (hemofilus influenza tip b ) 5 yaş altındaki çocuklarda sık görülen vebaşta menenjit olmak üzere ölümle sonuçlanabilen birçok ağır hastalığa nedenolan bir bakteridir. Hib kaynaklı enfeksiyonlar, 5 yaş altındaki her çocuk içinciddi bir tehdit oluşturmaktadır, çünkü; Özellikle 2 yaş altındaki bebeklerde vücudun kendini enfeksiyonlardan koruyanbağışıklık sistemi tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle çocuklar aşılanarakkorunma altına alınmalıdır.
5 yaş altındaki çocuklardagörülen bakteriyel menenjitlerin en sık nedeni Hib dir.
Hib nasıl bulaşır, nasıl yayılır?
5 yaş altındaki her 100 çocuktan 5 i Hib bakterisini taşımaktadır. Hibenfeksiyonlarına yakalanan ya da sadece taşıyıcı olan çocukların solunumyollarında ve tükürüklerinde bol miktarda bulunan bakteriler öksürük, aksırıkgibi yollarla dış ortama atılırlar. Sağlıklı çocukların ortamda bulunan Hibbakterilerini soluması ile hastalık damlacık enfeksiyonu şeklinde kolaycabulaşır. Özellikle kreş ve ana okullarındaki çocuklarda Hib enfeksiyonunayakalanma riski daha fazladır.
Hib nasıl hastalıkyapar?
Damlacık enfeksiyonuile alınan Hib bakterileri, çocukların boğazında çoğaldıktan sonra kandolaşımına geçerek farklı organlara yayılabilir ve yerleştiği organ veyabölgede hastalık yapar. Örneğin Hib beyin zarlarında yerleşirse menenjite,akciğerlerde zatürreye ya da kulakta orta kulak iltihabına neden olur.
Hib hangi hastalıklara neden olur?
Hib, başta menenjit olmak üzere zatürre, kas ve eklem iltihabı, orta kulakiltihabı, sinüzit, yutak iltihabı gibi çeşitli enfeksiyon hastalıklarındansorumlu olabilmektedir. Hib enfeksiyonları aşı ile önlenebilir hastalıklardır.
Hib menenjit
Beyin ve omuriliğiçevreleyen ve koruyan zarların iltihabına menenjit adı verilir. Menenjit başağrısı, kusma, kabızlık, ense sertliği, kabarık fontanel(bıngıldak), şuurbozuklukları ve yüksek ateş ile seyreden bir hastalıktır. 0-5 yaş arasıçocuklarda görülen bakteriyel menenjitlerin en sık karşılaşılan etkeni Hib dir.Erken ve uygun tedaviye rağmen Hib kaynaklı menenjit vakalarının % 20 sindeişitme kaybı(sağırlık), zeka geriliği, felçler ya da epilepsi ( sara) gibinörolojik komplikasyonlar oluşmakta, %3-8 i ölümle sonuçlanmaktadır. Bu oran gelişmekteolan ülkelerde daha da artmaktadır. Özellikle yuva, kreş ve anaokuluna gidençocuklarda menenjite yakalanma riski evde bakılan çocuklara oranla en az ikikat daha fazladır. Bu nedenle kalabalık ortamlarda bulunan bebek ve çocuklarınmutlaka Hib aşısı ile aşılanması gerekmektedir.
Hib aşısı
Hib aşısı, hemofilusinfluenza tip b mikrobunun parçalanarak etkisiz hale getirilmesi ilehazırlanmış olup, çocukları bu mikropla oluşan hastalıklara karşı etkin birşekilde korumaktadır. Hib aşısı, bebek iki aylık olduktan sonra bir-iki ayarayla 3 doz uygulanmalı ve bebek 18 aylık olunca bir hatırlatma dozu dahayapılmalıdır. 12 aylıktan büyük ( 1 yaşını doldurmuş) bebeklere Hib aşısı tekdoz şeklinde uygulanmakta ve etkin bir korunma sağlamaktadır. Hib aşısının yanetkileri hemen hemen yok gibidir. Aşının koruyuculuğu % 99-100 dür. Hib aşısıtek aşı olarak bulunabileceği gibi, sanofi pasteur tarafından geliştirilenbeşli aşı içerisinde difteri, tetanoz, boğmaca ve inaktive çocuk felci aşısıile birlikte beşli aşı formunda üretilmektedir. Sanofi pasteur tarafındanüretilmiş olan Hib aşısı yine sanofi pasteur tarafından üretilmiş olan difteri,tetanoz, boğmaca ve inaktive çocuk felci aşısı ile aynı enjektörde karıştırılıptek enjeksiyon şeklinde uygulanabilir; ancak diğer firmaların Hib aşılarıkesinlikle sanofi pasteur ün difteri, tetanoz, boğmaca ve inaktive çocukfelci aşısı ile aynı enjektörde karıştırılmamalıdır.
5′li karma aşı
Günümüzde başdöndürücü bir hızla gelişen bilim ve teknoloji sayesinde tedavisi güç ya daimkansız çeşitli hastalıklardan korunmamızı sağlayacak bir çok yeni aşıinsanlığın hizmetine sunulmaktadır. Çocuklarımızın hayatını tehdit edenhastalıklara karşı geliştirilen her yeni aşı yeni bir iğne anlamınagelmektedir. Çok sayıda aşı için defalarca doktora gitmek, defalarcaçocuğumuzun canını yakmayı gerekmektedir.
Bu sorunun çözümü ancak çoksayıda aşının tek enjektörde bir araya getirilerek uygulanması ile mümkündür.Fakat çok sayıda aşının küçük bir hacimde etkinlik ve güvenilirliğinden bir şeykaybetmeden birleştirilmesi çok yüksek bir teknoloji gerektirmektedir.
Bilim dünyasındaki hızlıgelişmenin meydana getirdiği bu soruna sanofi pasteur un yüksek teknolojisiçözüm getirdi. Serum ve aşıda dünya lideri olan sanofi pasteur tarafındanyüksek üretim teknolojisi ile üretilen beşli aşı, tam beş hastalığa karşıtek enjektörde koruma sağlamaktadır. Bu aşı ile difteri, tetanoz, boğmaca,çocuk felci ve menenjit başta olmak üzere Hib kaynaklı enfeksiyonlara karşıvücudun farklı bölgelerinden defalarca aşı yapma gereği de ortadan kalkmıştır.Bebekler doğumu izleyen 2,4,6 ya da 2,3,4 üncü aylarda 3 doz olarak aşılanmalı,18. ayda ek bir hatırlatma dozu uygulanmalıdır. Özel silikon kaplı, inceiğneli enjektörler sayesinde, aşı uygulaması sırasında oluşabilecek ağrıson derece azaltılmaktadır.
KIZAMIK, KIZAMIKÇIK,KABAKULAK
Çocukluk çağının sıkgörülen ve tahmin edildiğinin aksine ciddi boyutları olan ve bu hastalıklarsonucunda gelişen, zatürre, kalp yetmezliği, görme ve işitme kaybı, kısırlık,beyin iltihapları ve benzeri komplikasyonlar nedeniyle bu hastalıklardankorunma büyük önem taşımaktadır.
Kızamık:
Kızamık her yıldünyada bir milyondan fazla çocuğun ölümüne yol açan çok ciddi bir hastalıktır.Hastalık her yaşta görülmekle birlikte özellikle küçük çocuklarda ağırseyretmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Hastalık öksürük ve aksırık iledamlacık enfeksiyonu denilen şekilde insandan insana kolayca bulaşmakta ve üstsolunum yolu enfeksiyonu şeklinde başlamaktadır. Kreş,yuva ve okul gibi topluyaşanan yerlerde bulaşma daha çabuk ve sık olmaktadır. Burun akıntısı,aksırmave göz kızarması,en sık karşılaşılan ilk belirtileridir. Daha sonra yüksekateş,öksürük ve vücutta kulak arkasından başlayan kırmızı döküntüler gelişmekteve bu döküntüler baş ve yüzden ,gövde ve kollara ,oradan sırt ve bacaklarayayılım göstermektedir.
Hastalık sırasında genelliklezatürree,kulak iltihapları ve her iki bin çocuktan birinde ise beyiniltihapları oluşabilmektedir. Hastalığın bu tür yan etkileri etkin ve uygun birşekilde tedavi edilmezse ölümcül olabilmekte ve sakatlıklara yolaçabilmektedir.
Kızamıkçık:
Kızamıkçık, damlacık enfeksiyonu yoluyla insandan insana bulaşan ve ateş, boğazağrısı ve vücutta bir kaç gün süren deri döküntülerine neden olabilen birhastalıktır. Hastalık yuva,kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda çok kısasürede bulaşabilmekte ve çocuklarda genellikle hafif geçirilmektedir.
Hastalık ergenlik çağında veerişkinlerde daha ağır seyretmektedir. Birçok genç erişkinde ve büyüktekızamıkçık enfeksiyonu sırasında büyük eklemlerde ağrı ve kızarıklıkla seyredeneklem iltihapları görülür. Eklem sorunları kısa sürede geçer ancak nadirenkronikleştiği de olur.
Kızamıkçığın en önemli veciddi tablosu hamile bayanların kızamıkçığa yakalanması sonucunda ortayaçıkmaktadır. Hamileliğin erken dönemlerinde kızamıkçığa yakalanılırsa bebektekörlük,sağırlık,beyin gelişimi bozuklukları ve zeka geriliği ,kalpbozuklukları, hatta düşükler ve ölü doğumlar görülebilir. Bu nedenle tümkadınların hamile kalmadan önce bir kan testi ile kızamıkçık geçiripgeçirmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Eğer hastalık daha öncegeçirilmediyse tüm bayanların kızamıkçık aşısı ile aşılanmaları ve 1 aysüreyle hamile kalmamaları tavsiye edilmektedir. Aşılanan kişilerin %98 i buhastalığa karşı yaşam boyu korunmaktadırlar.
Kabakulak:
Kabakulak, damlacıkenfeksiyonu ile insandan insana bulaşmakta ve ateş, baş ağrısı, kulak ağrısışeklinde belirtiler veren ve kulak memesi hizasında yanaklarda tek veya çifttaraflı şişliğe neden olan tükürük bezlerinin iltihabıdır.
Hastalık yapan kabakulakvirüsü,vücuda girdikten sonra kan yoluyla yayılmakta ve ayrıca pankreasıniltihaplanmasına ,beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasına (menenjit),erkek ve kadınlarda yumurtalıkları iltihaplanmalarına da neden olabilmekte vesağırlık,kısırlık gibi kalıcı hasarlara yol açabilmektedir.
Kızamık, Kızamıkçık,Kabakulak aşısı
Hastalık yapan bu üçvirüsün zayıflatılması ve hastalık yapıcı etkilerinin ortadan kaldırılmasıyoluyla geliştirilen üçlü kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı,yıllardır tüm dünyada güvenle kullanılmaktadır.
Bebekler anne karnındaykenannenin bu hastalıklara karşı oluşturduğu bağışıklık cisimciklerini(antikorlar) almakta ve bu şekilde yaşamın ilk aylarında doğal olarak korunmaktadırlar.Ancak, anneden geçen bu antikorların yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniylebebeklerde 9. aydan itibaren korunma azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle,özellikle Kızamık salgını var ise 9. ayda bir doz kızamıkaşısı uygulanabilir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, eğer bebeğe9. ayda kızamık aşısı yapılmadıysa 12. aydan itibaren uygulanmalıdır. Fakat 9.ayda kızamık aşısı uygulanmışsa kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısınınyapılma zamanı 15. ay olmalıdır. Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısının tekrardozu 4-6 yaş arasında uygulanmalıdır. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karmaaşısı olan bebeklerde, nadiren aşıdan 5 ile 12 gün sonra hafif ateş ve bazıhafif deri döküntüleri olabilmekte ve bu belirtiler tedaviye gerek kalmadan1-2 günde kendiliğinden iyileşmektedir. Bu bebeklere doktor tavsiyesiyle biriki gün süreyle ateş düşürücü şurup ya da fitil verilebilir . Kızamık,kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, bu hastalıklardan herhangi birinigeçirmemiş erişkinlere de uygulanabilir. Aşı yapılacak kişinin örneğinönceden kabakulak geçirmiş olması, bu üçlü karma aşının yapılmasını engelleyicibir neden değildir. Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak karmaaşısının hamilelere uygulanmaması gerekir.
HEPATİT B
Hepatit b hastalığı karaciğerin iltihabına neden olan viral bir hastalık olup,hastalık bu virüsü taşıyan anneden bebeğe doğum esnasında bulaşabilmekte vebebekte müzmin hepatit adı verilen karaciğerin iltihaplanmasına, karaciğeryetmezliğine, siroza ve daha sonra karaciğer kanserine yol açmaktadır.
Hepatit b virüsinün dahafarklı bulaşma yolları da mevcut olup bunlar, kan ve kan ürünleri yoluyla(hastalığı taşıyan kişiye uygulanan bir iğnenin sağlam kişiye batması ve kannakli ile) tükürük dahil tüm vücut salgılarıyla ve cinsel ilişki ile deolabilmektedir. Hepatit b hastalığının yayılmasında aile içi geçiş ve kreş,okul gibi toplu yaşanan yerlerde görülen bulaşma oranı önemli bir roloynamaktadır.
Ülkemizde hepatit b konusundayapılan araştırmalar sonucunda yaklaşık 3 milyon kişinin bu hastalığı taşıdığıve her yıl 160. 000 bebeğin bu virüsü taşıyan annelerden doğduğunu ortayakoymaktadır. Bebek, bu virüs ile doğum esnasında göbek kordonu kesilirken temasetmekte ve bu bebeklerin %90 ı kronik(müzmin) taşıyıcı olmaktadırlar.
Hepatit b mikrobu taşıyıcısıolan her yüz bebekten onunun siroz ya da karaciğer kanseri olacağı dikkatealındığında tedavisi olmayan bu hastalığın boyutları korkutucu olmaktadır.Hastalığı taşıyan bireylerin önemli bir bulgu vermemesi bu hastalığınyayılımını kolaylaştırmıştır. Bu nedenle, tüm anne adaylarının hepatit byönünden bir kan testi yaptırmaları, doğacak bebekleri açısından son dereceönemlidir. Bu test sonucunda, anne hepatit b taşıyıcısı çıkarsa bebeğin korumaaltına alınması gerekmektedir. Geç kalındığında ise bu hastalığın tedavisiolmadığından yapılabilecek pek fazla bir şey kalmamaktadır.
Anne adayları, hepatit byönünden taşıyıcı çıkmasa bile, bu hastalığın toplumumuzdaki sıklığıdüşünüldüğünde bebek ve diğer aile bireylerinin mutlaka aşılanması gerçeğiortaya çıkmaktadır. Dünya sağlık örgütü, çok ciddi boyutları olan hepatit bhastalığına karşı aşılamayı 1997 yılı başından itibaren tüm ülkelerde zorunluhale getirmiştir.
Hepatit B aşısı:
Hepatit B virüsü,parçalanarak hastalık yapma kabiliyeti ortadan kaldırılmakta ve etkisiz halegetirilen bu mikrobun bazı bölümleri alınarak hazırlanan aşılar tüm dünyadayaygın olarak kullanılmaktadır. Aşının hastalık yapma ihtimali kesinlikleyoktur.
Günümüzde geliştirilen modernaşılar sayesinde bu hastalığa karşı artık % 100 e yakın bir korunma sözkonusudur. Hepatit B aşısı bebek doğduğunda başlamak üzere 1 ay ara ile 2.doz ve ikinci dozdan 5 ay sonra 3. doz olmak üzere toplam 3 doz olarakuygulanmaktadır. Bulaşma riskinin yüksek olduğu durumlarda hızlı korumasağlayabilmek için 1 ay arayla 3 doz ve ilk dozdan bir yıl sonra uygulanan birhatırlatma dozu şeklinde 4 defa aşı uygulanması da tercih edilebilmektedir.
Bu şema ile oldukça yüksek vekalıcı bir korunma sağlanmaktadır. Hepatit b aşısı için geçerli olan diğer birşema ise 1 ay ara ile uygulanan 2 doz ve ilk dozdan 6 ay sonra uygulananhatırlatma dozu şeklindedir. Aşı adale içerisine ya da cilt altınauygulanabilmekte ve % 100 koruyucu olmaktadır. Hepatit b aşısı ,diğer aşılarile birlikte aynı anda farklı bölgelerden uygulanabilmektedir.
Taşıyıcı anneden doğanbebeklerin tercihen doğduğu gün ya da ilk üç gün içerisinde mutlaka birinci dozaşıyı alması gerekmektedir. Bu aşı sadece bir çocukluk aşısı olmayıp,hepatit b ile temas etme olasılığı olan herkese, yani taşıyıcı olmayan bebek,çocuk, erişkin, yaşlı tüm bireylere uygulanmalıdır. Aşının hiçbir ciddi yanetkisi yoktur.
HEPATİT A
Hepatit A Nedir?
Hepatit, halk arasındabulaşıcı sarılık adıyla bilinen, karaciğerin harabiyeti ile karakterizebulaşıcı bir hastalıktır. Sarılıkla seyreden karaciğer hastalıklarının virüslerde dahil olmak üzere birçok nedeni vardır. Hepatit A, klinik açıdan belirginsarılık ile seyreden hepatit olgularının % 20-40 ını oluşturan yüksek derecede bulaşıcıHepatit A virüsünün neden olduğu bir hastalıktır.
Hepatit A nın belirtileri nelerdir?
Bulaşıcı hastalığın ilk belirtileri ateş, yorgunluk, bulantı, kusma vediyaredir. Bir veya iki hafta sonra karaciğer büyüyebilir ve sarılıkgörülebilir. Sarılık en kolay şekilde gözlerin beyaz kısmında fark edilir.Sarılık sırasında idrar koyulaşır ve dışkının rengi açılır. Hepatit Agenellikle 3-6 hafta sürer, ancak bazı olgularda altı aya kadar devam eden uzunsüreli ya da kötüleşerek tekrarlayan belirtiler olabilir. Hepatit A nın klinikbelirtileri iki yaşın altındaki çocuklarda fark edilmeyebilir. Hastalık ileriyaşlarda görüldüğünde şiddeti ve ölüm riski artar.
Hastalık nasıl yayılır?
Hepatit A virüsü oral-fekal yolla, kişiler arası temasla ya da virüsbulaşmış su veya besinlerin alınmasıyla bulaşır. Virüs vücuda ağız yoluyla,özellikle yiyecek ve içeceklerle girer.
Hepatit A lı olgular hastalanmadan iki hafta önce ve iyileştikten bir haftasonrasına kadar hastalığı bulaştırırlar. Belirti göstermeden hastalığı geçirençocuklar da, hastalığın yayılmasında sessiz birer kaynak oluştururlar.
Kimler risk altındadır?
Hepatit A, en sık sağlık koşullarının kötü olduğu aşırı kalabalıkortamlarda yaşayan kişiler arasında görülür, ancak herkes bu hastalığayakalanabilir ve hastalığı diğer kişilere taşıyabilirler. Dolayısıyla Hepatit Adünya çapında bir problemdir. Salgınlar her yerde oluşabilir. Çocuklarınhijyenik tedbirleri çok iyi bilmemeleri nedeniyle enfeksiyon en yüksek görülmesıklığına çocuklarda ulaşır. Hepatit A, kreş, anaokulu ve okullarda kolaycayayılır.
Aileme nasıl yardımcı olabilirim?
Hastalıktan korunma, ellerin sık sık yıkanması, kontamine olma olasılığıbulunan besinlerin pişirilmesi, suların kaynatılması gibi primer hijyenikönlemleri içerir. Hijyen ve sağlık kurallarına uyulması, bulaşma riskiniazaltabilir, ancak tamamen engelleyemez. Bugün Hepatit A hastalığından tamkorunmanın en etkili yolu, aşılanmadır.
Hepatit A ya karşı neden aşılanmalıyız?
Hepatit A hastalığını geçirmemiş kişilerin korunması için çok önemlinedenler vardır,
Hepatit A karaciğeri etkileyen yaygın bir hastalıktır.
Hastalık, hijyen ve sağlık koşullarının kötü olduğu ortamlarda kolayca yayılır.
Küçük çocuklar bulaşma açısından daha yüksek risk altındadır.
Hastalığa yakalanan bir erişkin, yaklaşık bir ay süreyle işe gidemez; tam olarak iyileşmesi 6 ayı bulabilir.
Hepatit A ya özel bir tedavi yoktur. Vakaların 1/1000 i ölümcül olabilir.
Aşıların etkinliği ve güvenirliği kanıtlanmıştır.
Aşılanma hızlı ve uzun süreli korunma sağlar.
Sadece hastalığı geçirmiş veya aşılanmış kişiler bağışıktır.
Kimler aşılanmalıdır?
Hastalığın bulaşmariski çocuklarda en yüksek düzeydedir ve bağışık olma olasılıkları en azdır. Onedenle küçük çocuklar aşılanmada öncelikli konumdadır.
Hepatit A açısından risk taşıyan, aşağıdaki gruplarda yer alan erişkinlerin deaşılanması gerekir:
Hepatit A nın sık görüldüğü bölgelerde yaşayan bireyler
Kreş, yuva veya okula giden çocukları olan aileler ve bu kuruluşlardaki personel
Gıda işinde çalışanlar
Sağlık çalışanları
Askeri personel
Seyahat edenler
Kronik Hepatit B,C veya diğer kronik karaciğer hastalığı bulunan kişiler
Bakımevlerinde kalan kişiler ve bakıcıları
Aşılanma ne zamanyapılmalıdır?
Aşılama, 1yaşından itibaren her zaman yapılabilir. Aşılama, 6-12 ay ara ile uygulanmaküzere toplam 2 dozdan oluşmalıdır. Özellikle küçük çocukları okula veya kreş, yuva, anaokuluna başlamadan önceaşılamak gerekir.
SU ÇİÇEĞİ
Su çiçeği döküntü ile karakterize,ciltte kalıcı sorunlar yaratan ve izlerbırakan bulaşıcı viral bir hastalıktır. Su çiçeği genellikle hafif seyirli bir hastalık olmakla birlikte hem erişkinlerhem de çocuklarda aşağıdaki komplikasyonlara yol açabilir :
- Ciltte bozukluk ve izlere yol açan süperenfeksiyonlar ( Özellikle yüzdeoluştuğunda rahatsız edici olan kalıcı bozukluk ve izler).
- Hastanede tedavi gerektiren zatürre, ensefalit.
- Bazı vakalarda ölümler.
Su Çiçeği nasılbulaşır?
- İnsandan insanasoluma, öksürme ve hapşırma yoluyla.
- Su çiçeği döküntüleri çok bulaşıcı olduğu için hastayla doğrudan temas yoluyla.
- Çocukların kreş, okul, vb. toplu bulundukları ortamlarda bulaşma çokhızlıdır.
Su çiçeği ne zaman bulaşır?
Döküntülerin ortayaçıkışından 2 gün önce ve 4-5 gün sonrasına kadar hastalık bulaşıcı durumdadır.Döküntülerin görülmesinden 2 gün öncesine kadarkarakteristik klinik belirtilergörülmediğinden su çiçeğinin bulaşması kolay ve sinsi bir süreç izler.
Su çiçeğininbelirtileri nelerdir?
Su çiçeği belirtileri,hasta ile temastan 14 ile 16 gün sonra ortaya çıkmaya başlar. Döküntüden 1-2gün önce baş ağrısı, ateş, karın ağrısıve halsizlik görülür. Kızarıklıklar kafaderisi, yüz ve gövdenin üst kısımlarından başlayıp daha sonra kol ve bacaklarayayılır.
Su çiçeğine karşıkorunmanın yolu nedir?
Su çiçeği ndenkorunmanın yolu su çiçeği aşısı olmaktır. Aşılama, çocuk ya da erişkinlerin buhastalığa karşı korunmasında son derece etkin ve güvenilir bir yoldur.
Su çiçeği aşısı hakkında bilinmesi gerekenler:
Su çiçeği aşısı, etkin bir bağışıklık ve aşılanmış kişilere uzun süreli korumasağlamaktadır. Güvenilir ve iyi tolere edildiği kanıtlanmış olan bu aşı 12aylıktan başlamak üzere her yaştaki insana uygulanabilir. 12 ay – 13 yaş arasıçocuklarda tek doz olarak uygulanır. 13 yaşından büyük çocuklarda ve erişkinlerde en az 1 ay ara ile 2 doz uygulanmalıdır.
Aşılanmanın avantajları nelerdir?
Hastalığın geçirilmesiengellenerek: Yara izleri, süperenfeksiyon gibi cilt bozuklukları yanındahayati tehlike yaratabilen diğer komplikasyon risklerini ortadan kaldırmak, Karantina, okula devamsızlık ve işgücü kayıplarını önlemek, Su çiçeği geçirmemiş çocukları, doğurganlık çağındaki kadınları ya da çocuksahibi anne ve babaları korumak.
PNÖMONİ (ZATÜRRE)
Pnömokok adlı bir bakteri tarafından oluşturulan zatürre,birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de bir hala sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Bumikrop,damlacık enfeksiyonu şeklinde aksırık ve hapşırıkla hasta insanlardan sağlam kişi ve çocuklara bulaşmakta ve öncelikle akciğerlere yerleşmekte vezatürreeye neden olmaktadır. Hastalık yüksek ateş,öksürük,halsizlik ve solunumyetmezliği oluşturmakta ve bundan da öte vücuda giren mikrobun kan yoluylayayılması sonucunda menenjite neden olabilmektedir. Etkin tedavi edilemeyenbebekler ve çocuklar bu hastalık nedeniyle hayatlarını kaybedebilmektedir.Özellikle yetişkinlerde görülen menenjitlerin % 60-70 nedeni pnömokok adıverilen bu mikroptur. Son zamanlarda oldukça artan bilinçsiz ve doktor kontrolsüz antibiyotik kullanımı bu mikrobun ilaçlara karşı direncini arttırmış ve sonuçta bir çok antibiyotik bu mikroba karşı etkisiz kalmıştır. Bu nedenlepnömokokların meydana getirdiği zatürre ve mikroba bağlı beyin iltihaplarından korunmada tek ve en güvenilir yol kişilerin aşılanmasıdır.
Pnömokok aşısı:
Pnömokok aşıları, buhastalığı meydana getiren başlıca mikropların etkisiz hale getirilmesi ile hazırlanan karma aşılardır. Pnömokok aşıları, konjüge (PCV) ve polisakkarid(PPV) olmak üzere 2 çeşittir. PCV, 2 aylıktan itibaren uygulanabilen ve 2-4-6.aylarda 3 doz ve 12-15. aylar arasında uygulanan tekrar doz olmak üzere toplam4 doz uygulanmalıdır. PCV aşısı, çocuklarda hastalığa en çok neden olan 7pnömokok tipine karşı koruma sağlamaktadır. PPV, 2 yaşından itibarenuygulanabilen ve tek doz uygulanması önerilen bir aşıdır. Çocuklarda ve erişkinlerde hastalığa en çok neden olan 23 pnömokok tipine karşı korumasağlamaktadır, bu tipler % 95 sıklıkla görülen mikrop tipleridir. PPV,özellikle pnömokokların neden olduğu hastalıklara karşı risk altında olan,özellikle dalağı alınmış ya da bağışıklık sistemi baskılanmış kişilere önerilmektedir.
GRİP
Grip hastalığı genellikle sonbahar ve kış aylarında sıklıkla görülen ancakhalkımız tarafından pek önemsenmeyen bir hastalıktır. Damlacık enfeksiyonuyoluyla hasta ve taşıyıcı insanlardan sağlam insanlara bulaşan bu mikrop, çokkısa süre içerisinde akciğerlere yerleşmekte ve ağır tablolara nedenolmaktadır.
Yüksek ateş, öksürük,bitkinlik, eklem ve baş ağrıları şeklinde kendisini gösteren bu hastalığınbilinen bir etkin tedavisi yoktur. C vitamini, iyi beslenme ve soğuktankorunmanın hastalık tedavisinde ve korunmasında yeri yoktur. Başta astımlıçocuklar olmak üzere kronik akciğer, kalp, böbrek hastalığı olanlar ile şekerhastası olan çocuk ve erişkinlerin bu hastalıktan mutlaka korunmalarıgerekmektedir. Akciğerlerde harabiyete ve vücudun savunma sistemlerindeyetersizliğe neden olan bu virüs, daha sonra vücuda yerleşecek diğer mikroplarazemin hazırlamakta ve hastalar bu nedenle risk altında kalmaktadır. Hastalığınkendisi ya da eklenen diğer fırsatçı mikropları oluşturduğu enfeksiyonlar nedeniyle vücut bitap düşmekte ve başka bir kronik hastalığı olan çocuk veerişkinler maalesef kaybedilebilmektedir. Hastalığın bir başka özelliği de,hastalanan kişilerin mutlaka kesin yatak istirahatine gereksinim duymalarınedeniyle işe ve okula devamsızlık nedenleri arasında birinci sırayı almasıdır.Tedavisi olmayan bu viral hastalıktan ancak aşı ile korunmak mümkündür. Griphastalığının tüm topluma yayılmasında en önemli etken olan okul, işyeri, kreş,kışla gibi toplu yaşam yerlerinde bulunan kişilerin mutlaka aşılanması önerilmektedir.
Grip aşısı:
Grip virüsükendini sürekli olarak değiştirebilen bir virüstür. Grip virüsü hemen hersene değiştiği için gribe karşı kalıcı bağışıklık gelişemez ve tekrar tekrar grip geçirebiliriz. Sürekli değişen virüs Dünya Sağlık Örgütü tarafındanyakından takip edilir ve Dünya Sağlık Örgütü her yıl salgın yapması beklenen virüsleri tespit ederek gelecek yıl hastalık yapacak olanvirüslere karşı hazırlanan özel aşıları önermektedir. Aşı her yıl yenilenmekte ve o yıl salgın yapması beklenen grip tiplerini içermektedir. Grip aşılarının çeşitli tipleri vardır. Ancak özellikle çocuklarda hemen hemen hiçbir ciddi yan etkisi olmayan split (ayrıştırılmış-parçalanmış) aşıkullanılmalıdır. Risk altında olan bireylerin ve okul çocuklarının özellikleaşılanması gereklidir. Grip aşısı kullanımında yaş gruplarına göre bazıfarklılıklar vardır:
6ay-3 yaş arası çocuklarda : ilkkez yapılıyorsa : Bir ay ara ile 2 yarım doz uygulanır. Daha önce grip aşısıile aşılanmış çocuklarda :1 yarım doz yapılır.
3-9 yaş arası çocuklarda :ilk kez yapılıyorsa :bir ay ara ile 2 tam doz uygulanır. Daha önce grip aşısıile aşılanmış çocuklarda :1 tam doz yapılır.
10 yaş üstü erişkin ve çocuklara ilk kez uygulanacaksa bile her yıl tek doz uygulanmaktadır.
VEREM (TÜBERKÜLOZ)
Tüberküloz ya da halkarasında verem (ince hastalık) olarak bilinen ve her yaşta görülen buhastalığın, ağır ve ciddi sonuçları olabilmektedir. Damlacık enfeksiyonuşeklinde solunum yoluyla giren mikrop, akciğerlere yerleşmekte ve oradan dabeyin zarına, kemik iliğine ve lenf bezlerine yayılabilmektedir. Bu durumözellikle çocuklarda ölüme kadar gidebilen çok ağır tablolar oluşturmaktadır.Tedavisinin çok uzun süreli olması ve bir çok ilacın bir arada kullanılmasınıngerekliliği ise hastalığın bir başka yönüdür. Verem hastalığı, iyileşmesonrasında bile yaşam boyu süren solunum sistemi bozuklukları, zeka geriliği vesakatlıklar gibi çok önemli kalıcı hasarlara neden olabilmektedir.
Verem aşısı ( BCG)
Verem aşısı ( BCG) doğumdan sonra 3. ay içerisinde tek doz şeklinde uygulanmalıdır. Daha sonra,ilkokul 1. ve 5. sınıflar ile Lise 3. sınıflarda BCG aşısı hatırlatma (rapel ) dozu yapılmalıdır. Aşı omuz bölgesinden cilt içine özel bir iğne ileuygulanmaktadır. Aşı yerinde 2-4 hafta sonra hafif bir yara oluşmakta ve bu yara kendiliğinden iyileşmektedir. Bu durum genellikle tedavi gerektirmemektedir, ancak bir hekimin tavsiyesinin alınmasında fayda vardır.
kaynak: cocukpsikolojisi.net
Kan şekeri düşerse…
Kan şekeri düşmesi de yükselmesi gibi acil müdahale gerektiren önemli bir durumdur. Bu nedenle diyabetli kişi bir kolye, bilezik ya da saat kayışında diyabet kimliği taşımalıdır. Diyabetlinin bir öğün ya da ara öğün geciktirmesi ya da her zamankinden fazla hareket yaparak fazla enerji harcaması sonucunda oluşan hipoglisemi durumunda hastada terleme, titreme, renk solukluğu, sinirlilik, huzursuzluk farkedilir. Gerekli önlemler alınmazsa uyum güçlüğü, sonra da şuur kaybı oluşabilir.
Hipoglisemide yapılması gerekenler diyabetikte izlenen belirtilere göre değişir.
Belirtilerin hafif olduğu durumlarda 2-3 adet kesme şeker bir bardak ılık suda eritilip içirilir ya da 1 bardak şekerli meyve suyu verilebilir. İyileşme belirtileri görülmezse 2 çay kaşığı dolusu şeker veya 5-6 adet kesme şeker az miktarda suda eritilip küçük yudumlar halinde içirilmelidir.
Şuur kaybının olduğu hipoglisemide ise ağızdan şeker veya şekerli su verilemez. Bu durumda kas içine glukagon injeksiyonu gereklidir ve bu iğnenin uygulanması hayati önem taşır.
Kanın glikoz düzeyi sabit olmalıdır. Normalde 1 gr/lt. (%90-110 mg.)’dır. Kan şekeri düşerse kana glikoz verir. Oruç gibi hallerde dışarıdan olmadığı zaman karaciğer, şekeri; ya glikojen depolarından alacak ya da başka maddelerden şeker yapacaktır. Kan şekeri yükselirse bir bölümünü alır ve depo eder.
Diğer bir ifadeyle karaciğer, kandaki şekeri sabit tutar. Bu görevini ya bağırsaktan gelen şeker fazlasını glikojen halinde depo ederek ya da bu glikojeni glikoz haline getirip, gerektiğinde kana geri vererek yerine getirir. Sindirilmiş şekerlerin çoğunluğu ekmek, sebzeler, tatlılar ve diğer şekerlemelerdir.
Menengiç kahvesi..

Türk kahvesine göre daha yumuşak bir tada sahip olan menengiç kahvesinin, antioksidan ve fenolik bileşenleri sayesinde vücudu kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucu etkiye sahip olduğu bildirildi.
Hasadın ardından yıkanıp, güneşte kurumaya bırakılan meyvelerin, koyu kahverengiye dönene kadar kavrulup, macun kıvamına gelince ezilmesiyle elde edilen menengiç kahvesinin sütlü olarak da hazırlanabildiğini anlatan Hayoğlu, şunları kaydetti:
“Menengiç meyvesinin bileşiminde E ve B grubu vitaminler ile sodyum, potasyum, fosfor, kalsiyum, demir, magnezyum, çinko, bakır, mangan, selenyum, kadminyum gibi önemli mineral ve elementler bulunuyor. Aynı zamanda protein, yağ, besinsel lif, doymamış yağ asitleri ve mineral maddeler açısından da son derece faydalı bir bitkidir.”
Çerez ve şekerleme endüstrisinde de kullanılan menengiçin halk arasında egzema, astım, ishal, sarılık, mide ağrısı gibi sağlık sorunlarının tedavisinde de kullanıldığını kaydeden Prof. Dr. Hayoğlu, “Ayrıca bu bitki sabun sanayinde özellikle de bıttım sabunu yapımında kullanılmaktadır. Günümüzde en yaygın şekliyle kahve olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğal ve çok sağlıklı bir ürün olan menengiç kahvesi; vücudu yaşlanmaya karşı koruyan antioksidan ve fenolik bileşenleri sayesinde kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucu etkiye sahiptir” diye konuştu.
Erken tanı hayat kurtarır…

Meme kanseri konusunda bilinç oluşturma amacıyla düzenlenen “Harekete geç, hikayeni gönder” kampanyasında birinciliği 15 yaşındayken kanser olduğunu tesadüfen öğrenen İzmirli Özlem Gükrer kazandı.
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri konusunda bilinç oluşturmak ve farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen “Harekete geç! Hikayeni gönder” kampanyasında birincilik ödülüne “Benim Hikayem – Memesiz Anne” başlıklı hikayesiyle İzmirli Özlem Gükrer layık görüldü.
Özlem Gükrer, kampanyaya katıldığı hikayesinde, yaşamında bir dönem noktası sayılacak önemdeki hastalığını 15 yaşında lise öğrencisi iken tesadüfen öğrendiğini anlatıyor. Bu hikaye ona, kampanyaya katılan 250 hikaye arasında birinciliği getirdi. Erken dönemde meme kanseri tanısı konulmasıyla hastalığı yenen Özlem Gükrer’in, tedavi amacıyla geçirdiği 14 operasyon ve anne olmasını sağlayan 15’inci operasyonu anlattığı hikayesi, kampanyanın amacına uygun içeriği açısından da jürinin övgüsünü kazandı.
Kampanya Europa Donna Türkiye (Türkiye Meme Hastalıkları Koalisyon Derneği), Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı, Türkiye Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu ve Novartis Onkoloji’nin katkılarıyla gerçekleştirildi.
“Harekete Geç! Hikayeni Gönder” kampanyasına gönderilen hikayeler, Prof. Dr. Vahit Özmen (Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu Başkanı), Prof. Dr. Gökhan Demir (Medikal Onkolog), Prof. Dr. Nuran Beşe (Radyasyon Onkoloğu), Violet Aroyo (Europa Donna Türkiye Başkanı) ve Hande Tokmak (Women’s Health Dergisi Genel Yayın Yönetmeni) tarafından oluşan seçici kurul tarafından değerlendirildi
Şeker Hastalığı….
Sık sık idrara çıkma (poliüri) hissi vardır.Çünkü kan şekeri yükseldiğinde böbrekler ememedikleri fazla şekeri atmak için çalışırlar.Genellikle kan glukozu 180 mg a ulaştığında idrarda glukoz atılmaya başlar (glikozüri). Uzun zamandır şeker hastası olanlarda bu seviye çok daha fazla yükselmeden idrarda glukoz çıkmayabilir.
İdrarla atılan şeker beraberinde suyun da atılımını sağlar.Böylece oluşan sıvı kaybı ile aşırı susama (polidipsi) hissi oluşur.Bu belirti çoğu zaman hastalar tarafından sadece ağız kuruluğu olarak hissedilir.
Bulanık görmede bu susuzluk periodları esnasında gözdeki glukoz ve su seviyelerindeki değişikliğe bağlıdır.
Hücreler yakıt maddeleri olan glukozu yeterince alamadıkları için halsizlik ve bitkinlik oluşur. Bu kayıp yakıtı yerine koyabilmek için vücutta biriken yağlar yakılmaya başlar ve kilo kaybı ile birlikte aşırı acıkma hissi oluşur.Yağ hücreleri bozularak ketonlara dönüşür ve bu ketonlar idrarla atılır. (ketonüri)Kan şekeri yükselince deri enfeksiyonlarında artış olur.Şeker bakterilerin üremesi için uygun ortam oluşturur.
Yüksek glukoz düzeyleri sinir harabiyetine sebep olarak geceleri ayak ağrıları ve kramplara sebep olabilir.
İnatçı hiperglisemi uzun vadede kalp-damar hastalıkları, böbrek hastalıkları ve görme bozuklukları gibi diabet komplikasyonlarına da sebep olabilir.
Diyabet Önerileri
Diyet, alkol kullanımı, aktivite seviyesi, stres, hastalıklar ilaçlar ve hormon düzeylerindeki değişiklikler gibi bir çok faktör kan şekeri düzeylerini etkiler.Fakat düzey kendikendine sıkı sık yapılacak kan şekeri testleri ile izlenebilir.Böylece kan şekeri seviyelerindeki değişikliklere göre tedavi ayarlanabilir. Bazı öneriler:
Beslenme:Diabetli hastalarda kan şekerinin normal düzeylerde tutulabilmesi için beslenme çok önemli rol oynamaktadır. Önemli olan az yenmesi değil ihtiyacı karşılayacak yiyeceklerin yenmesidir.Yiyecekler 4 esas gruba ayrılır:*Sebze ve meyveler(portakal, elma, muz, havuç,ıspanak), *hububatlar,tahıllar ve ekmek (buğday, pirinç, arpa, yulaf) ,* mandıra ürünleri (süt, krema, yoğurt) *etler, kümes hayvanları,balık,yumurta vs. Bu 4 esas grubun herbirinden hergün yenmesi önemlidir. Böylece vücüdun ihtiyaç duyduğu bütün besinler alınmış olur. Yiyeceklerdeki esas besinler: karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitamin ve minerallerdir.Karbonhidratlar vücuda enerji verir. Diabetlilerde en uygun seçim fasulye, bezelye, mercimek, tahıllar, hububatlar, sebze ve meyvelerdir.Proteinler arasında ise en uygun seçim hafif etler ve az yağlı mandıra ürünleridir. Lifli gıdalar kan şekeri ve yağ düzeylerini düşürmek için en sağlıklı besinlerdendir.Fazla yağlı yiyecekler diabet hastalarında çok zararlı olabilirler.Tuzu kısıtlamak ta önemlidir.
Egzersiz: Düzenli yapılan egzersizlerle vücuttaki fazla şeker yakılır ve kan şekeri düzeyleri düşer.Doktorun önerdiği egzersiz şeklinin seçilmesi ve egzersizlerden sonra kan şekeri düzeylerinin ölçülmesi faydalıdır.Fazla enerji gerektiren egzersiz türlerinin kan şekerini aşırı düşürebileceği unutulmamalıdır.
Stres ve Hastalıklar: Psikoljik stres veya soğuk algınlığı, grip, bakteriel enfeksiyonlarla oluşan fizyolojik stres insülinin gerektiği gibi işlevini sürdürmesini engelleyecek hormonların üretimine sebep olabilirler.Kalp krizi gibi bazı hastalıklar veya büyük travmalar kan şekeri düzeylerini yükseltebilirler.Stres ve hastalık durumlarında kanşekeri düzeylerinin sık sık kontrol edilmesi yararlı olacaktır. Pneumococcal pnömoniye ve gribe karşı aşılanmak riski azaltacaktır.
Alkol: Alkol karaciğerden glikozun serbest bırakılmasını engelleyerek kan şekeri düzeylerinde çok fazla düşmelere sebep olabilir.Alkol alınması gerekiyorsa ılımlı düzeyde alınmalı ve önceden mutlaka birşeyler yenmelidir.
Şeker Hastalığı Hakkında Bilgiler, Şeker Hastalığı Nedir
Günümüzde şeker hastalığı, özellikle gelişmiş ülkelerde pek çok insanı pençesi altına almıştır. Ne var ki, tıp biliminde sağlanan ilerlemeler, şeker hastalarının öteki hastalıklara yakalananlara oranla çok daha uzun ömürlü olmalarına olanak tanımıştır. Bugün çok genç bir şeker hastası insülin tedavisiyle uzun yıllar yaşayabilmekte hatta torunlarını bile görebilmektedir. Şişmanlık da şeker hastalığıyla yakından ilgilidir. Gelişmiş toplumlarda, nüfusun yaklaşık beşte birinin aşırı kilolu insanlardan oluştuğunu göz önüne alırsak şeker hastası sayısına neden her yıl binlerce yeni insanın katıldığını daha kolay anlarız.
Dünya nüfusunun en az yüzde 3’ü bu hastalığa yakalanmış durumdadır. Kitlesel düzeyde yapılan kan ve idrar incelemeleri, bu insanların hastalıklarının ileri yaşlarda daha da arttığını göstermiştir.
Şeker hastalarının yarısında, hastalığın ilk ortaya çıkışı yada ilk tanı 45-60 yaş arasında olmaktadır. Hastaların yalnızca yüzde 1’i 10 yaşından önce, yüzde 3’ü 80 yaşından sonra ilk belirtileri göstermişlerdir. Şeker hastalığına yakalanma olasılığı yönünden ırklar arasında fazla fark yoktur.
Bebek sahibi olmak isteyenlere…
Bebek sahibi olamamak ailelerin çağımızdaki en önemli sorunlarından biridir. Bunun için üreme sağlığında ciddi bir sorun olması da şart değil. Yanlış bir yaşam tarzı, yanlış beslenme ve stresli bir hayat da hormonları “altüst” ettiğinden anne ve baba olma şansı zorlaşabiliyor. Ancak bütün bunları basit yaşam tarzı değişiklikleriyle çözmeniz mümkün olabilir. İşte baba olmak isteyen erkeklere küçük ama önemli tüyolar…
Giyim Tarzınız Nasıl Olmalı
Uzmanlar erkekleri dar pantolon giymemeleri konusunda uyarıyor. Çünkü dar pantolon ve iç çamaşırı giymek testisleri büzüştürerek sperm yollarının tıkanmasına yol açabiliyor. Bu nedenle rahat ve bol pantolonlar tercihiniz olsun…
Banyo Güzeldir Ama…
Banyo her insan için gerekli olan bir Her gün sıcak banyo yapan ve uzun süre saunada kalan erkeklerde sperm üretimini düşürebiliyor. Bilindiği gibi, uzun süre ayakta durmak, ağır kaldırmak, testislerin aşırı sıcağa maruz kalması, çok sıcak suyla banyo yapmak, sık sık hamam veya saunaya gitmek erkek kısırlığının nedenlerinden biri olan varikoseli artırır!
Cinsel İlişki Sıklığınız
Cinsel ilişki sıklığı açısından normal ya da anormal diye bir sınıflama yapmak doğru değildir. Önemli olan ilişki sayısının az ya da çokluğu değil yeterliliğidir. Bunun için uzmanlar tarafından tavsiye edilen sayı haftada 3 ilişkidir. Seks yapmamanın sperm kalitesini yükselttiği inanışı ise yanlıştır. Aslında bunun tam tersi geçerlidir. Uzun süre bekletilen spermlerin kalitesi düşebilmektedir. Düzenli seks ile sağlıklı spermler üretilir. Ayrıca cinsel ilişki sırasında alınacak pozisyonla gebe kalma şansı arasında bir ilişki bulunmamaktadır.
Sperm Miktarınız
Sperm miktarı, erkeklerde üretkenliğin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Çocuk sahibi olmak isteyen ve bunda sıkıntı yaşayan erkeklere ilk spermiogram testi uygulanmaktadır. Bu test, spermlerle ilgili tüm detayların görülmesine imkan tanır.Test ancak hastane ya da laboratuar ortamında yapılabilir.
Ama artık, erkeklerin sperm durumları ile ilgili ilk kriter olan sperm sayısı ve sperm yoğunluğuna evde bakabilecekleri testler ülkemizdedir. Babystart Erkek Kısırlık Testi, semendeki sperm sayısı ve konsantrasyonu durumu için yapılan hızlı bir testtir. Babystart Erkek Kısırlık Test Kiti, sperm sayısının Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlemiş olduğu 20 Milyon sınırdan fazla ya da az olduğunu gösteren, evde yapılan tek testtir. Pozitif sonuç, üretkenliği garantilemese de, iyi bir haber olarak değerlendirilir. Negatif sonuç ise, tamam ile kötü bir haber olarak değerlendirilmez. Bu durumda erkeğin doktora gitmesi tavsiye edilir. En azından çiftin çocuk sahibi olması için aylarca sürecek sonuç alamayacağı çalışmalar önlenmiş olur.
Yaş Önemli Bir Unsur
Erkeğin yaşı ise sperm kalitesi bakımından daha önemlidir. Bir erkek 80’li yaşlara kadar çocuk sahibi olabilirse de çalışmalar 35 yaşını geçmiş bir erkeğin 25 yaşlarındaki bir erkeğe göre partnerini gebe bırakabilme şansının yüzde 50 azaldığını ortaya koyuyor. Günde 4 saatten fazla cep telefonu ya da laptop kullanan erkeklerin vücudundaki sperm hareketliliği de yüzde 30’a kadar düşebiliyor.
Sigarayı Bırakın ve Kafeini Azaltın…
Herkesin bildiği gibi, sigara içmek hem kadınlar hem de erkekler için son derece zararlıdır. Erkeklerde sperm yoğunluğu ve sayısını azaltırken kadınlarda ise östrojen sayısını düşürerek gebe kalma süresini uzatır. Ayrıca menopozu iki sene erkene çekebilir.Sigaranın etkileri çok iyi bilinmesine rağmen sigara kullanım alışkanlığı halen oldukça yüksektir. Oysa sigaranın sperm sayısını yüzde 17 kadar düşürdüğü bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sigara dışında düzenli alkol kullanımı ve kafein hem erkekte hem kadında işleri zorlaştırır.Kafeinin sperm için uyarıcı etkisi olduğu bilinse de eğer sık sık tüketiliyorsa zararlı etkileri var.Alkolün de anormal sperm yapımına neden olduğu da kanıtlanmış bir gerçektir.
Batık tırnaktan kurtulmak mı istiyorsunuz?
Tırnağınızı çektirerek kurtulacağınız sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İşte batık tırnak sorununa etkili çözüm…
Kemik erimesine süt…
Hayatın her döneminde vücudun sağlıklı gelişimi için ihtiyacı olan besin öğelerini en ideal miktarda içeren sütün, kemik osteoporoza (kemik erimesine) karşın da etkili olduğu bildirildi.
Türkiye’de süt içme alışkanlığının azlığından yakınan uzmanlar, kişi başına yıllık içme sütü tüketimi Avrupa ülkelerinde 100 litrenin üzerinde olmasına karşın, Türkiye’de bu oranın 23 litre olduğuna dikkat çekiyor.
Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan, gerekli tedbirler alınmadığında, besin değeri açısından çok zengin ve yararlı olan sütün, sağlığa zararlı mikroorganizmaları taşıyarak pek çok enfeksiyon hastalığına yol açtığını söyledi.
Sütü diğer besin gruplarından ayıran 2 önemli özelliği bulunduğunu belirten Dr. Akan, “Bunlardan birincisi; organizmanın büyüme ve gelişimi için gerekli olan besin öğelerinin tamamına yakınını içermesidir. Süt; C vitamini ve demir dışında makro ve mikro besin öğeleri için iyi bir kaynaktır. İkinci özelliği ise içerdiği besin öğeleri açısından insan vücudunda kolayca sindirilebilir ve rahatça kullanılabilir olmasıdır. Osteoporoz ya da daha çok bilinen adıyla ‘kemik erimesi’, kalsiyum kaybının artması sonucunda kemiklerin kolayca kırılabilir hale gelmesidir. Osteoporoz sıklığı yaşla artış göstermekle birlikte, kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla daha fazladır. En fazla çocuk ve yaşlılarda olmak üzere, her yaşta önemlidir. Her 30 saniyede bir kişi osteoporoz sonucu kalçasını kırmaktadır. Kırıkların ülke ekonomilerine yükleri oldukça fazladır.” dedi.
KALSİYUM KEMİK ERİMESİ RİSKİNİ AZALTIYOR
Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan, yeterli kalsiyum alınmasını sağlayan sağlıklı bir beslenme tarzı ve düzenli fiziksel aktivitenin, osteoporoz oluşma riskini düşürdüğüne dikkat çekti. Dr. Akan, kalsiyum alımının kemik kaybını etkileyen ve osteoporoz riski oluşturan birçok çevresel veya yaşam tarzı faktörlerinden biri olduğunu söyledi.
Kalsiyum ve D vitamininin osteoporoz önlem ve tedavisinin ayrılmaz parçası olduğunu kaydeden Dr. Akan, “Kalsiyumu ilaç olarak almaktansa, günlük beslenmedeki kalsiyum kaynaklarını artırmak tercih edilmelidir. En iyi kalsiyum kaynağı ‘süt’tür. Dolayısıyla osteoporozu önlemek için çocukluktan itibaren düzenli olarak süt içilmelidir. Tüketilen sütün ısıl işlem geçirmiş olması önem taşımaktadır. Sütü kaynatmak besin değerini düşürmektedir. Pastörize veya UHT tekniği ile işlenmiş süt tercih edilmelidir.” diye konuştu.
