Category Archives: Kültür & Sanat

U2’dan unutulmaz konser

Önce sahnede politika yaptı ve yuhalandı sonra Zülfü Livaneli’yle birlikte sahneye çıkararak Türk izleyicilerinin gönlünü aldı.

Sahnede devasa büyüklükte, 360 derece dönebilen, konserin en büyük parçası olan “The Claw” (Pençe) adı verilen dev sahne tüm görkemiyle sahaya gireni selamladı. U2 konserinde dev bir silindir video sistemi ile birbirine bağlanmış LED paneller ve 64 metreye ulaşan yüksekliğiyle sahne etrafında dönen metal köprü sistemiyle müzikseverlere tam anlamıyla 360 derecelik bir görüş alanı sunuldu.

Sahnede önce, heyecanla beklenen konserin heyecanlı seyircilerini az da olsa yatıştırmak için Snow Petrol yerini aldı. Snow Petrol sahnedeyken yağan yağmur herkesi endişelendirse de saat 22.00’de sahneye çıkan U2’yu İstanbul muhteşem bir havayla selamladı.

Saatler 22.00’yi gösterirken unutulmaz dörtlü sahneye çıktı. Alkış kıyamet eşliğinde Return Of The Stingray Guitar şarkısıyla İstanbul’u selamladılar.

EGEMEN BAGIŞ’A TEŞEKKÜR ETTİ, YUHALANDI
Ünlü Rock Grubu U2’nun İstanbul Olimpiyat Stadı’nda verdiği konser devam ederken konser sırasında tarihi bir olay yaşandı.
Bilindiği gibi U2’nun solisti Bono’yu İstanbul’da konser vermeye Devlet Bakanı Egemen Bağış ikna etmiş, hatta . Bono’nun Boğaz Köprüsü’nden yürüyerek geçme isteği de Egemen Bağış sayesinde gerçekleşmişti. Bunun üzerine Bono “Bu kadar güzel bir ülkede, kültürlerin birleştiği doğu ile batının bir arada tutan İstanbul Boğazında yürüdüm. Bunun için Egemen Bağış’a teşekkür ederim” dedi ve olanlar oldu. Bütün stat bir anda tepkisini göstererek, yuhalamaya başladı. Bunun üzerinde tepkiye kendisi de şaşıran Bono “Tamam tamam bir daha siyasetçi ismi vermeyeceğim “diyerek konserine devam etti.

VE SAHNEDE ZÜLFÜ LİVANELİ

Bono sahnede 12 Eylül’den sonra gözaltına alinan ve kaybolan, sonra da U2’nun bir albüm kapağında öyküsünü bütün dünyaya tanıttığı Diyarbakırlı Fehmi Tosun’un ithaf ettiğini belirterek sanatçı Zülfü Livaneli’yi sahneye çağırarak“Yiğidim Aslanım “ isimli şarkıyı söylemesini istedi. Davet üzerine sahneye çıkan Livaneli de İrlandalı sanatçıyı kırmayarak istediği şarkıyı seslendirdi.
Zülfü Livaneli’ye sahnede kardeşi gitarıyla eşlik etti. Sahnede oldukça heyecanlı olduğu görülen Livaneli şarkısını 60 bin kişiyle birlikte hep bir ağızdan söyledi. Şarkı sırasında U2 grubunun üyeleri ise ellerini kalplerine koyarak dinlediler. Ardından Livaneli, U2 grubuyla birlikte ‘Mothers of the dissappeared’ isimli şarkıyı seslendirdi.

KONSERDEN İLGİNÇ NOTLAR

Konser alanına gelen saha içi bilete sahip ilk 2500 müziksever, konseri ’iç daire’ ismi verilen özel bölümde izleyebilmek için sabahın ilk ışıklarından itibaren sıraya girdiler. İç dairede yer alan şanslı izleyicilerden birini Bono sahneye çıkardı. Önce gözlerine bakarak şarkı söyledi, sonra dizlerine yatarak şarkı söyledi, ardından da sahnenin tam ortasında dans etti. Genç kız uzun süre ne yapacağını şaşırdı. Sahnedeki şanslı kızın Türk olduğunu sananlar ise yanıldı… Genç kız Lübnanlı çıktı.
U2 sahneye 22.00’de çıktı. 2 bis yaptı ve 00.10’da sahneden indi. Konserde iki kez kostüm değiştiren Bono ışıklı ceketiyle göz doldurdu. . İrlandalı grup U2 konseri hiç ara vermeden tamamladı.

85 bin seyirci kapasiteli İstanbul Olimpiyat Stadı’na konseri izlemek için 100 bin kişinin üzerinde izleyici beklenirken konseri ortalama 60bin kişi izledi.

Sahnenin hemen sağ ve sol yanında yer alan “red zone” olarak adlandırılmıştı. Biletleri ilk önce biten ve tanesi 500 TL’den satılan biletler AIDS’le mücadele için harcandı.

Trafik tam anlamıyla felaketti. Saat 16.00’dan itibaren İstanbul neredeyse kilitlendi.

Konserin başlangıç saati 21.00 olarak duyurulduğu halde, saat 22.00 sularında bile Tem otoyolu Mahmutbey gişeleriyle, Olimpiyat Stadyumuna çıkan yan yollarda trafik kilitlendi.

Büyüyen Atatürk şiiri…

Şimdi sen Akdeniz’de
Yükselen dalga dalga,
Bakışlarının rengiyle mutlu,
Uçan rüzgârlarla hür.

Şimdi sen Edirne’de, Sivas’ta, Ardahan’da,
Şimdi İzmir’de, Afyon’da, Van’da…
Yükselen dağ dağ, serilen yayla yayla,
Düşünen köy köy, kasaba kasaba
Nefes alan her canda.

Şimdi sen tarlalarda
Boy atan buğdaylarda,
Saçlarının ışıklarıyla zengin
Büyüyen vatan çiçeklerinde,
Büyüyen yüreklerimizde
Fetheden gelecek günleri, fetheden düşünceleri
Tek bir sevginin aydınlığında.

Ahmet KÖKSAL

Güzel şiir…

Can oluğundan kan akıttım sulara
Yeşersin yazdan önce
Uyansın kuşlardan önce
Açılsın yarılan iri bir nar gibi toprağım
Bir kucakta büyüsün
Bir memeden emsin çocuklar
Bir beşikte söylesin ninnilerini çağım
Yağmur güler yerler yeşil
Tomurursan sevgi tomur
Deşil ekinlere toprağım deşil
Bir yonga da canımdan al
Onar savaşta yıkılmış evleri
Isıtsın ateşten donanları kucağım
Mor menevişi gördün mü Van’dan İzmir’e
Bilir misin kokusunu vargit çiçeklerinin yaylada
Nasıl kıvrılır eğreltiler güzün sararır
Öksüz çocuklara döner kızılağaç dalları
Geyikler iner kuytulara titrek
Sarıdan söylenir günlerin türküsü
Karanlık uzar aydınlık kısalır
Orda yüce bir ışıldağım
Yaşarmış gözleri yurdumun
Bıçak saplamış yüreğine koynunda büyüyenler
Kurşun yemiş ekmek yedirdiklerinden
Baktım bulutlar üstünden Edirne’den Ağrı’ya
Can uğruna can verdim
Kan yoluna kan döktüm
Yakınlara yakın uzaklara uzağım
Ben Hitit
Ben Urartu
Ben Likya
Ben Frigya
Çağların eskisinden en yenisine
Bütün sevecen yürekleri birbirine
Bağsız bağlayan bağım
Ben Anadolu kokuşlu bir mavide tüten
Geçmişten geleceğe
Kara, yağmura, yele sıcak
Büyüyen bir ocağım
Ben doruklarında güneşin dinlendiği
Eteklerinde korkak kurtlar çakallar uluyan
Dağlar üstünde bir dağım

İsmet Zeki Eyüboğlu

Eurovision'a Manga gidiyor

55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi Manga temsil edecek.

[izlesene 1068868]


Bu yıl Norveç’te gerçekleştirilecek 55. Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmaya ve eserin ”sipariş usulü” belirlenmesine karar veren TRT Genel Müdürlüğü, Türkiye’yi temsil edecek isim için geçen yılın Ağustos ayında çalışmalara başladı.

İnternet sitesinde kamuoyu yoklaması da yapan TRT, dün Eurovision Şarkı Yarışması finalinde Türkiye’yi temsil etmek üzere Manga ile sözleşme imzaladı.

Manga, 3 eser hazırlayarak TRT yönetimine sunacak. Şubat ayı ortalarında toplanacak komisyon, Manga’nın Eurovision’da Türkiye’yi temsil edeceği şarkıyı belirleyecek. Şarkıya kamuoyuna tanıtılmasının ardından klip çekilecek.

39 ülkenin katılmasının beklendiği Eurovision Şarkı Yarışması’nın yarı final kuraları 21-23 Mart tarihleri arasında yapılacak delegasyon toplantısında çekilecek.

55. Eurovision Şarkı Yarışması’nın yarı finalleri 25 ve 27 Mayıs’ta, finali ise 29 Mayıs’ta Norveç’in başkenti Oslo’da yapılacak.

ntvmsnbc‘nin hazırladığı ve yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı “Eurovision’a bu yıl kim gitsin” anketinde en fazla oyu Hayko Cepkin almıştı. Ankette Manga yüzde 12.86 oranında oy alarak ikinci olmuştu.

SERTAB ERENER BİRİNCİLİK GETİRDİ
Türkiye’nin Eurovision’da en başarılı yılı Sertab Erener’in katıldığı 2003′tü. Erener ‘Everyway That I Can’ adlı şarkısıyla Türkiye’ye birinciliği getirmişti.


SON 10 YILDA KİMLER KATILDI?
2000 – Pınar Ayhan ve Grup SOS – ‘Yorgunum Anla’

2001 – Sedat Yüce – ‘Sevgiliye Son’

2002 – Grup Safir ve Buket Bengisu – ‘Leylaklar Soldu Kalbimde’

2003 – Sertab Erener – ‘Everyway That I Can’

2004 – Athena – ”For Real”

2005 – Gülseren&Grup Shaman – ”Rimi Rimi Ley”

2006 – Sibel Tüzün – ”Super Star”

2007 – Kenan Doğulu – ”Shake It Up Şekerim”

2008 – Mor ve Ötesi – ”Deli”

2009 – Hadise – ”Düm Tek Tek”

İstanbul'da Japon sinema günleri

Japon Filmleri Festivali başlıyor. Günümüz Japon sinema dünyasını temsil eden yedi yapıt 15-17 Ocak tarihlerinde festivalde gösterilecek. Gösterimler ücretsiz…

15 Ocak akşamı “Sevgili Doktor” filminin gösterimi ve açılış resepsiyonuyla başlayacak Japon Filmleri Festivali’nde günümüz Japon sinema dünyasını temsil eden yedi yapıt gösterilecek.

Aralarında Japonya’da gişe rekorları filmler bulunsa da yedi film eleştirmenler tarafından sanatsal anlamda çağa öncülük edecek filmler arasında sayılıyorlar.

2008 yılında 418 yeni filmin gösterime girdiği Japonya’da aynı yıl gösterime giren yabancı film sayısı 388. Yine yıllık toplam seyirci sayısı 160 Milyon civarında. Ortalama bilet ücretinin 10 dolar olduğu Japonya’da sinema sektörü oldukça büyük. Bunun bir nedeni de büyük televizyon şirketlerinin sinema yapımcısı olarak sektöre katkı vermeleri.

Japon sinema sanatçıları bu koşullar altında ifade imkanı ararken, eğlendiriciliğin ve öykücülüğün içine toplumsallığı, modernliği ve estetik ifadeyi yerleştirmeye çalışıyorlar. Çok tanınmış sinema sanatçılarının oynadıkları bu filmler, sinema sanatının yetkin örneklerini sunan bu filmlerde sevinci, öfkeyi, keder ve hazzı harmanlayarak, insana dair derin bir gözlemi ortaya koyuyorlar.

15 Ocak, 18.30:
Sevgili Doktor (Yön: Miva Nişikava)
Tıp Fakültesinden mezun olan Soma (Eita) dağların arasındaki küçük bir köye tayin olur. Soman bir yandan bu taşra köyündeki tedavi koşulları karşısında şaşkınlığa düşerken, öte yandan tüm köylülerce sevilen köydeki tek doktor İno’nun (Tsurube Şofukutei) çalışma tarzına hayranlık duymaya başlar. Ancak doktor İno birdenbire ortadan kaybolur. Olay beklenmedik bir yöne sürüklenir.

16 Ocak, 13.30:
Yamazakura/ Yaban Kirazı Çiçekleri (Yön: Tetsuo Şinohara)
Edo döneminin sonları, kuzeydeki küçük Umisaka Beyliği. Noe (Lea Tanaka) tavsiyelere uyarak İsomura ailesine gelin gitmiştir. Ancak aile ortamına uyum sağlayamaz ve sıkıntılı günler geçirir. Bir gün teyzesinin mezarını ziyaretten dönerken, Yamazakura ağacının altında bir samuraya rastlar. Bu kişi daha önce Noe’yle evlenmek isteyen Yaiçiro Tedzuka’dır (Noriyuki Higaşiyama). Kuraklık yüzünden köylüler açlık çekmektedir. Yaiçiro bir karar verir. Bu kararla Noe’nin de kaderi değişecektir.

16 Ocak, 16.00:
Yarının Anıları (Yön: Yukihiko Tsutsumi)
Bir reklam şirketinde yönetici olan Masayuki Saeki (Ken Vatanabe) elindeki büyük proje ve kızının yaklaşan düğünü nedeniyle çok yoğun günler geçirmektedir. Ancak 50. yaş gününden hemen önce, nedeni belirsiz bir halsizlik ve yorgunluk şikayetiyle doktora gider. Erken Alzheimer teşhisi konur. Karısı Emiko (Kanako Higuçi) büyük bir özveriyle kocasını destekler ve hastalıkla birlikte başa çıkarlar.

16 Ocak, 19.00:
Etrafımızdakiler (Yön: Ryosuke Haşiguçi)
Şoke (Tae Kimura) her konuda düzenli olmak isterken, mahkeme ressamı kocası Kanao (Lily Franky) rahatına düşkün bir hayat yaşamaktadır. Film arkaplanda Japonya’da balon ekonomisinin çöktüğü 90’lı yılların başından itibaren şiddetli dönüşümlerin yaşandığı on yıllık süre zarfında meydana gelen toplumsal olayları betimlerken, her şeye rağmen asla ayrılmayan bir çiftin birlikteliğini özenli ve etkili bir biçimde anlatmaktadır.

17 Ocak, 13.30:
Nasıl Kendim Oldum (Yön: Cun İçikava)
Okulda da evde de çevresini üzmemek için iyi bir çocuk olmaya çalışan lise öğrencisi Curi (Riko Narumi) ilkokuldan sınıf arkadaşı fakat okul değiştirmiş olan Hinako’ya (Atsuko Maeda) sahte isimle kendi kurguladığı bir hikayeyi cep telefonuyla mesaj halinde parça parça gönderir. Hinako bu hikayeden etkilenir ve kahramanı taklit etmeye başlar. Herkesin beğendiği bir kız haline gelir. Curi bu durumdan hoşlanmaz. İdeallerini hikayeleştiren bu iki kızın hayatları gerçektir. Acı çekseler de kendilerine bir başka ümit yaratırlar.

17 Ocak, 16.00:
Dün Hiroşima’da, Bugün Hiroşima’da (Yön: Kiyoşi Sasabe)
Atom bombasından 13 yıl sonra Hiroşima. Ailesini felakette kaybetmiş Minami (Kumiko Aso) ruhen yaralıdır. Aynı yerde çalıştığı bir arkadaşı ona aşık olur, ancak Minami kısa süre sonra radyasyon yüzünden ölür. Aradan yarım yüzyıl geçer. Minami’nin erkek kardeşi Asahi (Masaaki Sakai) ailesinden habersiz Hiroşima’ya gider. Bu durumdan endişelenen kızı Nanami (Lena Tanaka) Asahi’nin peşine düşer. Yolculuk ailenin geçmişine ve kişinin kendi köklerinedir.

17 Ocak, 19.00:
Zirve. Nirengi Taşı Kayıtları (Yön: Daisaku Kimura)
1907 yılında, Japonya haritasında boş kalan son alanı doldurmak üzere, henüz kimsenin ayak basmadığı Tsurugidake zirvesine doğru yola çıkılmıştır. Japonya Kara Ordusu Topografik Etüd Dairesi’nden Yoşitaro Şibasaki (Tadanobu Asano) öncülüğündeki yedi kişilik keşif kolu, sarplığı ve ulaşılmazlığından ötürü “iğneli dağ” denen Tsurugidake’ye tırmanmaya çalışır. Ancak taş yığınlarıyla örtülü bayırlar, çığ ve tipi gibi olağanüstü zorluklar onları engellemektedir. Acaba bu zorlu görev yerine gelebilecek midir?

Cinebonus Maçka G-Mall sinemasında üç gün boyunca sürecek festivalde film gösterimleri için hiçbir ücret alınmayacak.

Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürük Ansiklopedisi

Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi tarafından, Atatürk’ün yaşamını, kurtuluş mücadelesini ve cumhuriyetin ilk yıllarını anlatan iki ciltlik “Atatürük Ansiklopedisi” hazırlanıyor. Kurum ayrıca, cumhuriyet tarihi, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla ilgili çalışmaları İngilizce, Rusça, Arapça, Almanca ve Fransızca’ya tercümeye yönelik çalışma başlattı.

Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurum olarak Atatürk’e, düşüncesine, ilke ve inkılaplarına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne faydalı olacak işleri gerçekleştirme azmi içinde olduklarını söyledi.

Kurum bünyesinde oluşturulan bir bilim ekibinin ‘Atatürk Ansiklopedisi’ çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeden Eraslan, ansiklopedi çalışmalarının daha önce başladığını hatırlatarak, şöyle konuştu:

“Ansiklopedi fikrini ortaya atan ve projelendiren değerli hocamızın, eski yüksek kurum başkanımızın görevden alınmasından sonra çalışmalara müdahil oldum. Atatürk adına başlatılan bir çalışmayı durdurmamız, geciktirmemiz veya ihmal etmemiz mümkün değil. Ansiklopedi üzerinde çalışan bir ilim ekibi yaklaşık 600 maddeyi gözden geçiriyor. Tek endişemiz akademik ölçüler içinde Atatürk’e ve kuruma yakışır bir eser ortaya çıkarmaktır.”

Eserin basımı konusunda Ziraat Bankası’nın verdiği desteğin devam ettiğini ifade eden Eraslan, “Akademisyenlerin işi bittiğinde eseri basacağız. 10 Kasıma yetiştirmeyi arzu ediyoruz. Ekipte görev alan arkadaşlarımız üniversitelerde derslere giriyor, başka çalışmaları da var. Hepsine minnettarım. Okuyucular Atatürk’ü ve dönemindeki Türkiye’yi ana hatlarıyla derli toplu şekilde önlerinde bulacak. Araştırma Merkezini takip etmeye devam etsinler. Güzel şeyler yapacağız” diye konuştu.

ESERLERİ YABANCI DİLLERE TERCÜME HAZIRLIĞI

Milli Mücadele dönemi, Atatürk ve Cumhuriyet tarihiyle ilgili panel, konferans ve sempozyum çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Eraslan, faaliyetlerde görev alan akademisyenlerin hiçbir maddi beklenti gözetmeksizin çalıştıklarını söyledi.

Yabancıların Türkiye’nin meseleleri ve önder şahsiyetleriyle ilgili bilgileri yabancı araştırmacıların kitaplarından öğrendiklerini bildiren Eraslan, Atatürk, Cumhuriyet tarihi, ilke ve inkılaplarla ilgili çalışmaları yabancı dillere çevirme düşüncesi içinde olduklarını belirterek, şunları dile getirdi:

“Türk, İslam ve Batı dünyasına yönelik olarak Türkçe, İngilizce, Rusça, Arapça, Almanca ve Fransızca şeklinde temel kitapları hazırlama projemiz var. Bu konuda Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığından (TİKA) Sorumlu Devlet Bakanımız Faruk Çelik Bey ile görüştüm. İşbirliği konusunda mutabık kaldık. Bu kitapların çevrilmeleri, basılmaları ve dağıtılmaları hususunda işbirliği yapacağız. Bütün kurum ve kuruluşların bu konuda işbirliğine açık olduklarını görmek ayrı bir mutluluk ve güven kaynağı bizim için. Önemli kitapların çevirisi yapılacak. Türkiye’nin şu anda dış politik meseleleri konusunda Türk aydınının ve araştırmacısının görüşünü bütün dünyaya duyurma çabası içinde olacağız. Takdir edersiniz ki, bu işbirliği ve güç birliğiyle olabilecek bir şey. Bireysel faaliyetlerle bir yere varmanın pek imkanı yok.”

Mevcut kitapları çevirecek akademisyenlerin belirlenmesinin ardından çeviri işlemine başlanacağını bildiren Eraslan, “Cumhuriyet tarihi ve milli mücadeleyle ilgili temel kitaplarımızı yabancı dillere çevirip okuyuculara ulaştırmak istiyoruz. Türkiye’nin sahibi olduğu hassas coğrafi konum ve tarihinden gelen bağlardan kaynaklanan birikimi dolayısıyla bu coğrafyada son derece etkin olabileceğini düşünüyorum. Bu yönde çalışmak gerekiyor. Dünyadaki gelişmelerle ilgili düşünceleri bizim ağzımızdan aktarmak gerekiyor” dedi.

Eraslan, ayrıca, “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri” adlı eserdeki eksiklikleri giderme çalışması yaptıklarını belirterek, şunları ifade etti:“Eldeki söylev ve demeçlerde Atatürk’ün uzun konuşmaları bazı yerlerde özetlenmiş vaziyette. Bunun için akademisyenlerden bir ekip oluşturduk. O dönemin bütün kaynaklarını elden geçirerek, kısaltılmış ve özetlenmiş konuşmaları tam metin halinde, tam bir söylev ve demeçler külliyatı halinde çıkarmak istiyoruz. Bunun projelendirme çalışmaları sürüyor. Bir yandan dönemin gazetelerini tarıyoruz, Meclis zabıtları da ayrıca taranacak ve kontrol edilecek. Ayrıca günümüze okuruna hitap edecek bir şekilde Nutuk’un sadeleştirilmesi çabası içindeyiz. Hem ilköğretim, hem orta öğretim hem de yüksek öğretim öğrencilerine yönelik farklı sadeleştirmeler yapacağız.”

BELGESEL FİLM ÇALIŞMALARI

30 Ekim 1918′den Cumhuriyet’in ilanına kadar olan dönemi, 13 bölümlük bir belgesel halinde hazırlamak için çalıştıklarını da anlatan Eraslan, süreci kapsayan dönemle ilgili 20 akademisyenin yaklaşık 600 sayfalık eser hazırlama çalışması içinde olduğunu dile getirdi.

Yazımın ardından TRT ile ortaklaşa olarak tarihi olayları, geçtiği mekanda çekeceklerini, orta ve yüksek öğretim öğrencilerine hitap edecek bilimsel malzeme hazırlayacaklarını belirten Eraslan, şunları söyledi:“

“Yaşanmış olaylar daha çok akılda kalıyor. Olayları geçtiği yerde ve mekanlarda tespit edeceğiz. Arşiv belgeleri, fotoğraflar ve hareketli görüntülerle önemli olayları anlatacağız. Bu çalışmada İnönü savaşlarının geçtiği yeri, Sakarya’yı, Dumlupınar’ı ve Büyük Taarruz’u, nerede geçti, nasıl oldu, görüntülü olarak yerinde takip edeceğiz. Çalışmamız belgesel niteliğinde olacak. Canlandırma yapmayacağız, bütçemiz buna müsait değil. Doğru bilgi ve hatırda kalıcı anekdotlarla bu süreci gençlerimize anlatmak ve sevdirmek istiyoruz. Belgeseli yarımşar saatlik 13 bölüm halinde düşünüyoruz.”