Category Archives: Eğitim

Evlilikte sorun nedenleri…

 
 
 
 

Türkiye gibiailesel bağların ve toplumsal yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda bazen, “İncir çekirdeğini doldurmayacak” nedenler, evliliği “Çekilmez” hale getirebiliyor.

Evlilikte en önemli sorunlar arasında, eşler arası iletişim süresi, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranışlar, ekonomik sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede kullandıkları yollar, eğer çocukları varsa onların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları ve cinsel hayatlarındaki yetersizlikler sayılabilir.

Evliliklerdeki sorunlar, hamilelik, düşük ya da kürtajlar, çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma, emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim sonrasında başlayabiliyor. Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar artıyor. Kadınlarda vaginismus ve anorgazmi, erkeklerde ise erken boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme) fonksiyon bozuklukları evlilikte ortaya çıkan en önemli cinsel sorunlar arasında gösteriliyor.

Farklı dinler, milletler, mezhepler, farklı sosyo-ekonomik düzeye sahip aile yapıları gibi birbirlerinden çok farklı sosyo-kültürel değerlere ve yargılara sahip olan çiftler de evlilikte önemli sorunlar yaşıyor. Bireyler çevreden gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda ve bunun için gerekli maddi ve manevi güce sahip değillerse birbirlerine ve evliliklerine sahip çıkamayabilirler. Ancak her ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek için yeterli birikime ve kişilik yapılarına sahipse, evlilikleri çok mükemmel de olabilir.

Evlilikte Ortaya Çıkan Sorunların Diğer Nedenleri

İletişim düzeyleri: Eşlerin birbirleriyle kurdukları sözel ve vücut dili olan iletişim (birbirleriyle az konuşmaları, dertlerini paylaşamamaları gibi) yetersiz ve kalitesizse yine evlilik sorunları erken dönemlerde başlayabiliyor. Eşler birbirlerinin yanında ağlayabilmeli, sevgilerini her şekilde dile getirmelidirler. “Seni seviyorum” demenin sözel olmayan binbir çeşit yolu vardır (ufak bir hediye, değişik bir yemek, ona yollayacağınız güzel bir yazı ya da resim, eşinizin sevdiği bir demet çiçek, hafta içi ya da sonu birlikte yapacağınız ufak bir gezi vb.)

Sabah ayrılırken birbirinizi öperek başarılar dilemek, eşiniz eve geldiğinde kapıda sevimli bir yüz ifadesi ile güzel giysiler içinde karşılamak, bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca eşler birbirlerine sadece kendilerine ait, birbirlerinin hoşuna giden bir takım güzel hitaplarla seslenmeyi alışkanlık haline getirmelidir (bir tanem, bebeğim, aşkım vb). Eşler beyinlerini ayakları altına almadıkları sürece bunları bulabilirler. Her evlilik aslında bir konfederasyon modelinde olmalıdır. Eğer çiftleri oluşturan bireylerden biri diğerinin haklarını çiğniyorsa, onun özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar sürekli tek tarafın isteği doğrultusunda alınıyorsa, evlilikler çıkmaza girmektedir. Her kurum gibi evlilik de demokratik bir şekilde yürütülmelidir.

Zamanın paylaşımı: Evliliklerde bireyler sürekli olarak her şeyi birlikte yapmak zorunda olmamalıdır. Mutlaka birlikte vakit geçirecek aktiviteler de olmalıdır ancak bireyler zaman zaman kendi arkadaşları ve çevreleri ile de birbirlerinden ayrı zamanlar geçirebilmelidirler. Bu bazen orkestrayı dinlemek bazen de tek bir enstrümandan oluşan solo albümleri dinlemek gibidir. Kişiler kendine tanıdığı hakların aynısını eşlerine de tanımalıdırlar. Aksi halde efendi-köle ilişkisi olur ve bu ilişkilerin temeline dinamit koymak ile eşanlamlı hale gelir.

Herkesin Yeri Ayrıdır

İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz yönde etkilerinin engellenmesi: İnsanların günlük hayatları bir parça sirklerde göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi davranışı gibidir. Her top belli bir sürede elde tutulmalı ya da dokunmalı ve birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi elde fazla tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplar da düşmektedir. Benzer şekilde eğer kendine, eşine, mesleğine ve çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri bile aksasa diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde sadece arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin tümünü eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz.

Mutluluğunuz başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri diğerlerini yok etmemelidir. Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize yol açıyorsa, iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. Evlilik sorunları, çocuklarınızla sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz. İşte yaşanan sorunlar eve, evde yaşananlar işe taşınmamalıdır. Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize, eşinizden duyduğunuz herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok zor düğümler atarsınız. Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin sadece bir yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de karşılanmalıdır. Eş ve çocukların sadece paraya değil sevgiye de gereksinimi vardır.

Sadece eşe yoğunlaşmak: Bütün hayatınızı da eşinizin üzerine kurmamalısınız, herşeyi ondan beklememelisiniz. Kendiniz de yaptığınız uğraşlar ve çevrenizle ilişkilerinizden doyum sağlayabilmelisiniz. Aksi halde eşinizi kıskanır, onun hayatını kısıtlamaya başlarsanız, evliliğiniz tehlikeye girer. Kendi yağınızla kavrulmayı da öğrenmelisiniz.

Eski konumdan (çocukluk) yeni konuma (erişkinlik) geçişin idraki: Artık siz yeni bir ailede yaşıyorsanız o kurumun sağlığı için, gelecekte sizden daha kültürlü, sağlıklı ve mutlu yetiştireceğiniz kişiler için mücadele etmelisiniz. Hayatınızın daha yüksek bir olgunluk basamağını aşmış bulunmaktasınız. Buna rağmen hala eski evinizin küçük çocuğu gibi davranırsanız, anne-babanızın sizin hayatınızı istedikleri gibi karışıp yönlendirmesine izin verirseniz, kendi prensipleriniz ve yöntemlerinizle hayatınızı sürdüremezseniz gerekli olgunluğa ulaşamamışsınız demektir, bu da evliliğinizin kalitesizleşmesini sağlayacaktır. Kendini evlilik için yeterli olgunlukta hissetmeyen ya da bu olgunluk düzeyine ulaşamamış kişiler evlenmemelidirler.

Birbirini tanıyabilmek ve maske takmamak: Özellikle kırsal kesimlerde erişkin döneme gelen kişiler, ailelerinin kararları doğrultusunda birbirlerini yeterince tanımadan evlenmektedirler. Bazı durumlarda ise aile baskısı ile hiç karşı cinsten arkadaşı olmayan kişiler görüşüp tanıştıkları ilk kişi ile evlenmektedirler. Bu durumlarda kişiler kendi gerçek özelliklerini saklamakta ve karşılarındakini maskeler takarak aldatmaktadırlar. Bunlar sonucunda “cicim aylarının bitiminde” sorunlar başlamakta ve fertler “bu benim sevdiğim kişi değildi” diyebilmektedirler. Ya göründüğü gibi olmak ya da olduğu gibi görünmek en insancıl yaklaşımdır. Evlilik öncesi kişiler birbirlerine karşı açık olmalı ve olumsuz taraflarını görebilecek sürede ve kalitede konuşabilmelidirler”.

İşte KPSS skandalı!

YÖK Denetleme Kurulu, tam puan alan adayların soru kitapçıklarını inceledi…

KPSS’de ortaya çıkan kopya skandalını aydınlatmak için tam puan alan adayların soru kitapçıklarını inceleyen YÖK Denetleme Kurulu, bazı adayların kitapçık üzerine tek çizik atmadan tam puan aldığını belirledi.

KAMU Personel Seçme Sınavı’nda (KPSS) tam puan alanların kitapçıkları üzerinde tek tek inceleme yapan Yükseköğretim Denetleme Kurulu üyeleri, matematik sorularının hiç çözülmediğini, diğer sorularda da kâğıt üzerinde hiçbir karalama yapılmadığını tespit etti. Tam puan alan adayların yanısıra yüksek puan alan ve şüphelenilen adayların soru kitapçıkları da incelemeye alındı.

Elden ele dolaştı

YÖK yetkilileri, Denetleme Kurulu’nun kopya çektiği ağırlık kazanan adaylara ait kapsamlı bir çalışma yürüttüğünü belirterek, şunları söyledi: “Şüphelilere ilişkin çok hassas ve ayrıntılı bir çalışma yürütüyoruz. Kopya elden ele dolaştığı için binlerce kitapçığı incelemeye aldık. Her birini satır satır kontrol edip, birbirleriyle karşılaştırıyoruz. Ama gördüğümüz manzaralar gerçekten inanılacak gibi değil. Şüpheli tam puan almış ama kitapçığın hiçbir yerinde tek bir çizik, karalama yok.”

Matematik bile tertemiz

“Hadi sözel soruları anladık, ama matematik sorularında bile hiçbir oynama yapılmadan soruların hepsi doğru cevaplandırılmış. Bayram süresince durmadan çalışıp, artık kaynağa ulaşmak istiyoruz. Savcılıkla bütün bilgileri paylaşıyoruz. Savcılıktan gelen yanıtta eğer kopya çekenler belirli bir kişi sayısıyla sınırlıysa sadece onların sınavlarını iptal ederiz. Ama olaya tespit edilemeyecek kadar çok kişinin karıştığı ve sınav öncesi yapılan bir durum olursa sınavın tamamını iptal etmek zorunda kalırız. Amacımız masum insanların hakkını yememek.”

“ÖSYM’yi değiştirmek için fırsat”

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, oğlu Kaan’ın 15’inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı’ndaki yemin töreni için Amasya’ya geldi. Burada gazetecilerin KPSS ve Yükseköğretime Geçiş Sınavı’ndaki (YGS) kopya iddialarıyla ilgili sorularını yanıtlayan Özcan şunları söyledi: “Soruşturma devam etmektedir. ÖSYM çok uzun zamandan beri pek bir şey yapılmadan devam eden bir kurum. Bu bize iyi bir fırsat diye düşünüyorum. ÖSYM’nin yapısını yeniden ele alıp ona yeni bir şekil vermek için çalışmalarımızı başlattık. İnşallah soruşturmanın bittiği zamana denk gelecek şekilde biz de bu tür fikir çalışmalarını bitiririz. ÖSYM sadece akademik sınavlara bakabilir.”


KPSS ve TUS sınavlarına erteleme…

KPSS ve TUS sınavları ertelendi26 Eylül’de yapılacak olan KPSS Ön Lisans ve TUS sınavları ertelendi.

26 Eylül’de yapılacak KPSS ve TUS sınavları ertelendi.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM), 26 Eylül 2010’da yapılacak ortaöğretim ve lisans mezunlarına yönelik Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ile 18-19 Eylülde gerçekleştirilecek Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı (TUS) erteledi.

Alınan bilgiye göre, sınavların ertelenmesine, “11 Temmuz 2010’da lisans mezunlarına yönelik yapılan KPSS’de sınav sorularının çalındığı ve kopya çekildiği” yönündeki iddialar nedeniyle kamuoyunda oluşan endişeleri giderilmesi neden gösterildi.

Bu çerçevede, 26 Eylülde ortaöğretim ve önlisans mezunları ile bu öğrenim düzeylerinden mezun olabilecekler için yapılacak 2010-KPSS Ortaöğretim/Önlisans sınavı ile 18-19 Eylülde gerçekleştirilecek TUS ertelendi.

Yetkililer, bu sınavların ertelenmesi nedeniyle diğer sınavların düzenlenme ve başvuru tarihlerinde de değişiklik olacağını belirtti.

Konuya ilişkin resmi açıklamanın yarın yapılacağı bildirildi.

ÖSYM’den 2 açıklama birden

ÖSYM, Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı sorularının sızdırıldığına dair hiçbir bulgunun olmadığını bildirdi.

ÖSYM, KPSS ile ilgili iddialar üzerine ertelenen 12 sınavın 2010 yılı içinde gerçekleştirileceğini ve yeni sınav takviminin yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacağını bildirdi.
ÖSYM Başkanlığı, Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı (YGS) sorularının sızdırıldığına dair hiçbir bulgunun olmadığını bildirdi.
ÖSYM’den yapılan yazılı açıklamada, 10-11 Temmuz’da yapılan KPSS’de kopya ve soru sızdırma iddialarıyla ilgili yapılan incelemelerin ve çalışmaların yoğun olarak sürdürüldüğü belirtildi.
İncelemeler sürdüğü ve bilgiler netleştirilmeye çalışıldığı için ÖSYM tarafından bu süre zarfında yanlış anlaşılmaya fırsat verecek açıklamaların yapılmamasına özen gösterildiği vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi.
“Bazı illerin emniyet müdürlüklerinin 11 Nisan 2010 tarihinde yapılan YGS sırasında kopya çekerken yakalanan ve organize olarak bu suça katıldığı tespit edilen adaylara yönelik sürdürdükleri çalışmalarla ilgili Merkezimizden istediği tüm bilgiler verilmekte ve gereği yapılmaktadır. Bu sınavda soruların sınav öncesinde sızdığına dair hiçbir bulgu yoktur.”

Çift ve Aile Terapisi…

Mutlu bir evlilik bir şans değil; çaba, emek, sabır, özveri uzlaşma, anlaşma ve önemsemenin bir ürünüdür.

 

Çift ve aile  terapisi nedir?
“Aile yaşamı gibisi yoktur. Bir ülkenin yükselmesi ev ve aile sevgisine bağlıdır.”  Charles Dickens
Bilgi alış verişinin artışıyla birlikte, muhafazakâr ilişkilerin bile şeffaflaşmaya başladığı günümüzde; her geçen gün boşanmalar adliye koridorlarını daha fazla işgal etmeye başladı. Hatta bu amaçla aile mahkemeleri bile kuruldu. Boşanmayan birçok çift ise yoğun çatışma ve sıkıntı yaşamakta. Çünkü globalleşme ile birlikte toplumsal yapımız atomize oldu, bireycilik arttı. Asırlardır var olan birçok toplumsal değerimiz yok edilmeye çalışıldı. Bunların başında aile yapımız yer aldı. Acıdır, kimse son yıllarda en çok zorlanan kurumlardan biri haline gelen evlilik ve aile kurumuna gereken değeri vermedi. Hızla bir uçuruma doğru gidiyoruz.
Yüksek boşanma oranı nedeniyle her geçen gün gelişen bir alan haline gelen ve bu ihtiyaçtan doğan yeni bir kavram: Evlilik ve Çift Terapisi .
Evlilik Nedir?
Kültürel ve aile yaşantısı olarak birbirinden farklı iki insanın, aynı evi, aynı zaman ve mekanı paylaşmaya başladıkları yeni hayat dönemindeki partner ilişkilerine “evlilik” denir. Bugün ki anlamda kurumsal yapısı ilk defa eski Roma’da tarif bulan evlilik dünyanın en eski ve kalıcı kurumlarından olduğu gibi, toplumsal yapımızın da en önemli temel kurumlardan biridir. Evlilik ilişkisinin temelinde karşılıklı sevgi, saygı, güven, bağlılık ve destek duyguları yatar. Bu duyguları paylaşan ama evli olmayan, birlikte yaşayan çiftlerin sorunlarının tedavisini de evlilik danışmanlığı kapsamında değerlendirmek günümüz koşullarında doğru bir yaklaşım olacaktır. Hatta DSM IV’ de yer alan “Partner İlişkileri Sorunu” özetle şöyle tanımlanır: “Bireyde veya aile işleyişinde ya da çiftlerden birinde veya her ikisinde görülen semptomların ortaya çıkışındaki klinik açıdan önemli olan hastalıklar ile bağdaşan eleştiriler gibi olumsuz iletişim, gerçek dışı beklentiler gibi çarpık iletişim veya küsme gibi iletişimsizlik unsurları görülen eşler veya partnerler arasındaki bir iletişim modeli.”
Çift ve aile  danışmanlığı nedir?
İletişim ve etkileşim içinde sağlanan zihinsel ve duygusal öğrenmenin esas olduğu “çift ve aile  danışmanlığı”, aslında bir çeşit, üyeleri, evli veya beraber yaşan çift olan psikolojik danışmadır. Ama kapsam, yöntemler, kuramlar ve uygulanan teknikler yönünden evlilik terapisi veya çift terapisine benzer. Ama bu iki kavram birbirinin aynısı değildir ama ayrım yapmak da çok güçtür. Her ikisi de insan davranışlarının temelde yatan nedenlerini, kişilik yapısının gelişimi ve bozulmasıyla ilgilenir. Bu nedenle birbirini tamamlayan psikoloji uygulamalarıdır. Çift ve aile terapisi tıbbi bir model içinde ele alınır, duygusal içeriği fazladır, daha derin kişilik ve uyum sorunları olan özel bir grupla genellikle hastalarla ilgilenir. Çift ve aile  danışmanlığı ise akıl ve ruh sağlığını koruyucu bir hizmet olup, duygusal içeriği daha azdır, genellikle daha güncel problemleri olan normal insanlarla ilgilenirler.
Terapistin eşlerin kendilerinden çok, eşler arasındaki ilişkiye odaklandığı evlilik danışmanlığında amaç; evlilik içi iletişim, empati ve uyumu artırarak evlilik ilişkisini yeniden düzenlemek, var olan ilişki sorunlarını iyileştirmek ve bu sırada eşlerde görülen davranış bozukluklarını ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla terapist problemi değerlendirir. İfade edilmeyen duygular, evlilik içi iletişim problemleri, empati geliştirmeye yönelik müdahaleler, kişisel ve ailesel farkındalık vb. konularda çift ile terapist çözüm için bir plan yapar. Bu plan çerçevesinde “evliliğimiz neden kötüye gidiyor?” sorusunun yanıtı aranır. Çift var olan problemi, kendi bakış açısından ortaya koyar. Terapist, çiftin açık bir dille ve samimi olarak duygularını ve düşüncelerini ifade ederken birbirlerinin sözünü kesmeden saygı ile dinlemelerine, birbirlerini rahatsız eden veya daha memnun edici buldukları davranışlara odaklanmalarına, karşı tarafı küçük düşürecek davranış kalıpları kullanmamalarına, diğerine karşı incitici davranışlarda bulunmamalarına, diğerinin bakış açısını da görmelerine ve anlamalarına, birbirlerini oldukları gibi kabul etmelerine, evlilik danışmanlığının bir “yakınma senası” olmadığı ve eşin veya partnerin karşı tarafı eleştirme şansı bulması nedeniyle kolayca vazgeçilebilecek bir ortam olmadığı konusunda ortak bir anlaşmaya varmalarına, beklentilerini net olarak ifade etmelerine yardımcı olur. Böylece terapist ve çift birlikte yapılan plan ve ortak amaç etrafında birleşir, ilişkide mutsuzluğa yol açan ve rahatsız eden belirli şeylerin net bir fotoğrafını çeker. Ayrıca terapist, çifti birbirlerine ve ilişkilerine ait algıları, yorumları, beklentileri, varsayımları ve standartları keşfetmeye yönlendirir. Böylece yakınmalara yol açan ve uyumu bozan davranış kalıplarının ortadan kaldırılmasına, denge ve düzen sağlanmasına çalışılır. Çünkü “uyumlu davranış” nesiller boyu devredilen genetik bir alt yapı olarak danışanlarda vardır ve iyi bir terapist ile ortaya çıkacaktır.
Çiftin geçmişinin sistematik bir değerlendirilmesi sonucunda; şikayet ve eleştirilerin, savunmacılık, küçümseme ve kaçınma gibi olumsuz davranışların artmasında, altta yatan nedenin çoğu kez “karşılıklı hoşlanılan aktivitelere daha az zaman ayırma davranışı” olduğu görülür. Ayrıca eşlerden birinin herhangi bir problemi belirtmesinin ardından diğerinin olumsuz bir ifadesinin ve ardından da ilk bireyin olumsuz ifadesinin geldiği bir durum olan “problem kışkırtması olayı” sık görülen bir diğer nedendir. Thibaut ve Kelley tarafından ortaya atılan “Sosyal Değiş-Tokuş Teorisi” görüşüne göre ise; sorunlu ilişkileri bulunan çiftler, olmayanlara oranla, olumsuz ve sıkıntılı davranışları daha fazla, olumlu ve sevindirici davranışları ise daha az değiş-tokuş ederler. Ayrıca mutsuz çiftlerdeki olumsuz davranışların değiş-tokuşu karşılıklı olma eğilimindedir. Seans boyunca terapist, olumsuz değiş-tokuşlara aktif olarak müdahalede bulunarak tartışmaların alevlenmesini engeller.
Evlilik danışmanlığının avantajı, başlayan terapi programında, eşlerden birinin katılmaya isteksiz olduğu durumlarda, evlilik danışmanlığı diğer eşle yürütülebilir. Böylece bir eşle terapist arasında iletişim kanalları açık kalarak evlilik sorunlarının çözümü konusunda çifte müdahalede bulunma imkanımız olur. Ama araştırmalar göstermektedir ki, çiftin birlikte evlilik danışmanlığına devam etmesi, evlilik sorunlarının çözümünde, tek bir partnerin kişisel danışmasına göre daha etkilidir. Evlilik danışmanlığının bir diğer avantajı da, terapistin sadece evde gerçekleşen olayları dinlemek yerine, seanslar sırasında çiftin iletişim ve etkileşimindeki bozuk yapıları gözlemleyebilmesi ve bu bozukluklara müdahale edebilmesidir.
Evlilikler için tehlike çanları ne zaman çalmaya başlar?
Evliliğinizde kıskançlık ve aldatılma vb. şüphelerinizde artış varsa, evliliğinize, kendinize ve eşinize olan güveninizde azalma olduğunu hissediyorsanız, cinsel ve duygusal anlamda eşinizden uzaklaşma hissediyorsanız, cinsel ilişkinizde belirgin bir azalma varsa, sık sık tartışıyor ve tartışmalarınız kavga ile sonuçlanıyorsa, tartışmalarınızda veya kavgalarınızda “boşanma” sözcüğünü daha sık kullanır hale geldiyseniz, ilişkinizde sevgi, saygı, güven ve bağlılık duygularında azalma varsa, evliliğiniz size ve eşinize mutluluk, neşe ve canlılık vermiyor ve hatta tam tersi sizi ve eşinizi sıkıyorsa, eşiniz artık size özen göstermiyor, iltifatlarda bulunmuyor, hediyeler almıyorsa, doğum gününüzü veya evlilik yıldönümünüzü hatırlamıyorsa evliliğiniz için tehlike çanları çalıyor demektir. Sonrasında çatışmalar ve iletişim problemleri arttıkça, eşler taraf olur, ilişkinin olumsuzlukları üzerine odaklanmaya başlarlar. Ama bu sorunları düzeltmek ve değiştirmek elimizdedir. Yaşamın kaçınılmaz bir parçası olan değişimde önemli olan, değişimin istediğiniz yönde olmasıdır.
Cinsel sorunların evlilik sorunlarıyla ilişkisi nedir?
Cinsel sorunlar evlilik sorunlarıyla ilişkilidir. Cinsel problemleri ile başa çıkabilmek için cinsel terapiye başvuran çiftlerin problemleri evlilikte yaşanan çatışmalardan da kaynaklanabilir ve bazen aile içindeki diğer bireylerin fonksiyonlarından da etkilenebilir. Aynı şekilde evlilik yaşamları için yardım isteyen çiftlerin evlilik sorunlarına ek olarak cinsel sorunları da var olabilir. Örneğin eşe karşı duyulan düşmanlık; cinsel etkinlik öncesi baskı ve gerilim yaratılarak, cinsel etkinliği başlatmak için uygunsuz bir zaman seçilerek, fiziksel veya psikolojik açıdan kendini eşine karşı itici göstererek veya eşin cinsel isteğini geçiştirmek için bahaneler bulunarak ifade edilebilir. Görüldüğü gibi cinsel sorunlar evlilik sorunlarının sonucu olabildiği gibi evlilik sorunlarının nedeni de olabilir. Bu nedenle cinsel terapinin yanında terapistin evlilik danışmanlığı konusunda da bilgi ve tecrübe sahibi olması önemlidir. Çünkü erken boşalmanın sürmesinin nedeni ilişkisel sorunlarsa, terapistin onlara odaklanması gerekir. Bazı erkekler için, erken boşalma ilişkideki güç mücadelesinin bir sonucudur. Örneğin, eğer erkek partnerinin ilişkide çok dominant olduğunu ve her şeyi kendi istediği gibi yaptığını düşünüyorsa, kendini ifade edememe konusunda rahatsızlık duyuyor, içten içe buna sinirleniyorsa ve cinsel tatminin partneri için önemli olduğunun farkındaysa, boşalmasını geciktirmek için hiçbir çaba göstermeyecektir. İlişkideki dengesizliğin intikamını bu şekilde alacaktır, hem kendini hemde partnerini bilinçdışı olarak cezalandıracaktır. Vakalarımızdan birinde, kadın erkeğin kendisine sadakati konusunda son derece güvensizdi ve erkeğin kendisini hala çekici bulduğunun bir kanıtı olarak erken boşalmasını cesaretlendiriyordu. Bu vaka aşağıda tartışılmıştır:
ÇİFT ve AİLE  TERAPİSİ KİMLER İÇİN GEREKLİDİR?
İletişim Sorunları, Sadakatsizlik(Aldatma), Duygusal ihmal, İş-Özel hayat arasındaki dengesizlikler, Çocukların davranış ve okul sorunları, Aile bireylerinden birinin kaybı, Aile-içi çatışmalar, Çocukluk dönemi travmaları, Yeniden evlenen çiftler, Evlatlık alan aileler, Aile-içi şiddet, Aile-içi cinsel taciz.

Aile ve Çocuk…

 

Kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca süregeldiğini kabul etsek de, kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır.

 

Sosyal uyum üzerine yapılan çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu göstermiştir. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde çocuk, sosyal birey olmayı öğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele gereksinim duyar. Kişilik oluşumu için gerekli olan özdeşim, büyük olasılıkla aile içindeki yakın bir üye ile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim nesnesi anne-baba olmaktadır, fakat ağabey, teyze, hala, dayı ya da amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşim nesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde, olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır.
Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı tutumlarını belirlemede, anne-baba tarafından çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerinin neler olduğunun bilinmesi çok önemlidir. Çocuk erişkinin küçük bir modeli değildir. Çocuğu erişkinden ayıran bir çok özellik vardır: çocuğun kanıtlanabilir en güçlü tarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür. Çocuk, Montessori’nin “emici zihin” diye adlandırdığı bir yetiye sahip olarak doğar. Kültür, töre, ülkü, duygu, davranış ve inançların “emilip” benimsenmesi, çocuğun doğumuyla altı yaşı arasındaki “emici zihin” döneminde gerçekleşir

 

 
 
 
OLUMSUZ AİLE TUTUM ŞEKİLLERİ
1. Aşırı sevgi ve gevşek eğitim: Bu tutumu gösteren ailelerde sevgi, çocuğa şımartılacak derecede çok verilir ve disiplin yok denecek kadar azdır. Çocuktan çok az şey beklenir. Bu tarz yetiştirilen çocuklar genellikle erişkinlik yaşamlarında sorumluluk taşımayan, hep alıcı bireyler olarak karşımıza çıkar. Burada verilen sevgi, aşırı vericilik ve aşırı koruyuculuk biçimindedir. Disiplin tarzları ise yalancı bir hoşgörü biçiminde görünürse de aslında ailenin güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin bir sonucudur. Çocuk ne kadar büyümüş olursa olsun, aile ona ilk yıllarda olduğu gibi daima vermeye ve korumaya eğilimlidir. Böyle çocukların ileride, doyumsuz ve bencil olma olasılığı fazladır. Eğer aile varlıklı ise çocuğu bir süre daha doyurulabilir; çocuk dayanaksız ve doyumsuz kaldığında ise alkol, kumar ve madde kullanımına başlama olasılığı artar.
2. Aşırı sevgi ve sıkı eğitim: Burada sevgi, aynı birinci tutumda olduğu gibi aşırı verici ve koruyucu bir davranışla sunulmaktadır. Ancak çocuğa bir bebek gibi bakıldığı halde, kendisinden beklenenler çoktur. Hiçbirşey esirgenmez; özel dersler aldırılır, çeşitli olanaklar sağlanır. Buna karşılık çocuktan ileri düzeyde başarı beklenir. Bu tutumla yetiştirilen çocukların nevrotik olma olasılıkları çok yüksektir. Bu beklenti, sevgi ile beraber sunulduğundan çoğunlukla çocuklar tarafından kolay benimsenir ve benliğe sindirilir. Bazen çocuk bu özellikleri çok sindirmiştir ve kendisini aşırı derecede kontrol eder; böylece acımasız bir üstbenliğe sahip erişkin olarak yetişir.
3. Yetersiz sevgi ve aşırı disiplin: Sıkı eğitim vardır ve disiplin genellikle aşırı cezalarla uygulanır; en küçük şeyde cezalandırma (dayak, şiddet) yoluna gidilir. Çocuk çoğunlukla aşağılanır ve horlanır. Böyle yetiştirilen çocuklarda saldırgan ve antisosyal davranışlara eğilim artar. Bu tür ailelerde büyüyen çocuklar, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek isterler ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorlanırlar.
4. Gevşek eğitim ve yetersiz sevgi: Bu durum yoksul ve kalabalık ailelerde gözlenir. Çocuğa düşen sevgi ve ilgi payı azdır. Çocuğun eğitimi de yetersizdir. Çocuk, kendi yolunu bulmaya çalışır. Böyle çocuklar pasif ve donukturlar. Bu tutumda da disiplinsizlik söz konusudur, ancak disiplinsizliğin buradaki nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin yetersiz oluşu aşırı iticiliğe neden olur. Çocuk yeterli sevgi ve bakım görmez. Hazır olmadığı çağlarda bağımsızlığa zorlanır; bir an önce kendi kendisine yetmesi ve kendisine bakması beklenir.
DİĞER AİLE TUTUMLARI
1. Aşırı Otoriter ve Reddedici Aile Tutumu:
Çocuğun bedensel ve ruhsal gereksinmelerini karşılamayacak kadar olumsuz duygular beslenilir. Çocuğa şefkat, sevgi, sıcaklık verilmez, her yaptığı eleştirilir.
Çocuğun iyi yönleri değil olumsuz yönleri ortaya çıkarılır. Otoriter ve reddedici aile tutumunda evde söz hakkı, özgürlük ve otorite anne babanındır.
Aşırı Otoriter ve Reddedici Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri:
· Bu çocuklar kötü muameleye maruz kalmaktan korktukları için anne ve babaya karşı edilgen, uysal ve erdemli olmaktadır. Fakat içten içe anne babaya karşı düşmanlık duyguları geliştirirler.
· Kendisi dışındaki insanlarla yeterli iletişimi kuramadıkları için saldırganlığı kendisine yönlendirebilirler.
· Yeniliklere açık değildirler, yeni şeyler üretmeleri zordur.
· Sürekli kusurları aranan çocuk streslidir ve stresliyken hata yapma olasılığı artar.
· Yardım duygusundan uzak, sinirli, inatçı, hırçın, uyumsuz olabilirler. Kurallara uymayan veya otoriteye boyun eğen, kendi duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen bir kişilik geliştirebilirler.
2. Aşırı Hoşgörülü Aile Tutumu:
· Çocuk merkezli bu tür ailelerde çocuğun yaptığı her şey hoş görülür ve çocuk aşırı özgür bırakılır.
· Çocuğa neyi yapıp neyi yapmaması gerektiği anlatılmaz. Hiçbir zaman kesin kurallar belirtilmez. Çocuk kendisine zarar verebilecek davranışlarda bile etkili denetimden uzaktır, uyarılmaz.
Aşırı Hoşgörülü Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :
· Aşırı hoşgörülü tutum ile yetiştirilen çocuklar bir süre sonra anne babasını denetim altına alır, onları tehdit ederler. Dedikleri olmayınca da tehditlerini uygularlar.
· Eleştiriye açık olmadıkları için kendilerini geliştiremezler.
· Kuralsızlığa alışan çocuklar, okuldaki kurallarla karşılaşınca okula ve arkadaş çevresine uyum sağlamakta zorluk çekebilirler.
· Bencil, sorumsuz, kırılgan, her dediğinin anında olmasını isteyen, sabırsız, şımarık, antisosyal olabilirler. Sosyal ortama girdiklerinde ve her dediklerinin olmadığını gördüklerinde hayal kırıklığına uğrar, kendi kabuklarına çekilebilir ya da agresif olabilirler.
· Her isteklerini yaptırmayı alışkanlık haline getirir ve zamanla kural tanımazlar.
3. Aşırı Koruyucu Aile Tutumu :
· Çocukların üzerine titrenir. Ağlamasın, üşümesin, terlemesin, hasta olmasın, yorulup incinmesin diye büyük bir çaba gösterilir. Her şey çocuk adına yapılır. Anne babaların çocuklar için geliştirdikleri aşırı kaygı, çocuklarını aşırı korumaya yönlendirir.
· Çocuğa evde seçim hakkı verilmez.
Aşırı Koruyucu Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :
· Kararlar, çocuk adına aile tarafından alındığı için, karar alma ve seçenekleri değerlendirme becerileri gelişemez. Karşılaştığı sorunlarla başa çıkamayacağına inanır ve sürekli hata yapma eğilimi içindedir.
· Bu çocuklar belli dönemlerde yerine getirmesi ve kazanması gereken davranışlar ve görevleri yapamadıkları için, aşırı bağımlı, ürkek ve çekingen olabilir, beceriksiz ve sakar görünebilirler. Kendilerini topluma kabul ettirmek için zaman zaman isyankar davranışlar sergileyebilirler.
4. Tutarsız Aile Tutumu :
· Bu ailelerde çocuğun yaptığı bir davranış bazen çok sert bir tepki alabilirken, bazen de çok olumlu karşılanabilmektedir. Tutarsız anne babanın iki çocuğuna karşı farklı tutumu ya da anne babanın kendi eğitim tarzlarındaki farklı tutumları çocukları olumsuz yönde etkileyebilir.
Tutarsız Aile Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :
· Bir davranışın kimi zaman ödüllendirilmesi kimi zaman da cezalandırılması çocukta cezanın anlamı ve suçun niteliği hakkında kuşkular uyanmasına neden olur. Ne zaman, nerede, ne yapacağını bilemezler.
· Kendi görüş ve düşüncelerini aktaramazlar.
· Çocuk kendini kanıtlamak ve dikkatleri üzerine çekmek için, ürkek, yumuşak huylu, söz dinleyen ya da kendi benliğini ve bağımsızlığını göstermek için kavgacı, sinirli bir çocuk olabilir. Zamanla çevrelerindeki insanlara güvenmeyen, her şeyden şüphelenen, kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilirler.
5. Mükemmeliyetçi Anne Baba Tutumu :
· Mükemmeliyetçi tutumda anne baba her şeyin en iyisini çocuğundan bekler. Kendi gerçekleştiremediği yaşantıları çocuğunun gerçekleştirmesini ister ve çocuk olduğu gibi kabul edilmez.
· Çocuktan aşırı titizlik ve temizlik beklenir.
· Mükemmeliyetçi ailelerde kurallar ve kalıplar belirlenir ve çocuğun bunlara mutlaka uyması beklenir.
Mükemmeliyetçi Anne Baba Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri :
· Mükemmeliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocukların fikirleri genelde çok katıdır. Bir şey veya kimse ya çok olumlu ya da çok olumsuzdur.
· Her işte en iyi ve en üstün olmak ister. Fakat istediği seviyeyi yakalamayınca hayal kırıklığına uğrar ve çalışmayı tamamıyla bırakabilir. Aşağılık duygusu gelişir.
6. Kabul Edici, Güven Verici ve Demokratik Aile Tutumu :
· Sevgi, saygı, huzur, güven ve şeffaflık olan ailede çocuk tüm yönleriyle kabul edilir. Anne baba davranışları ile çocuğa uygun birer model, çok iyi rehberdir. Çocuğa yol gösterir ama alacağı kararlar konusunda serbest bırakır.
Kabul Edici, Güven Verici ve Demokratik Anne Baba Tutumunun Çocuğun Kişilik Gelişimine Etkileri:
· Demokratik ve güven verici bir ortamda yetişen çocuk, kendine ve çevresine saygılı, sınırları bilen, yaratıcı, aktif, fikirlere saygı duyan, fikirlerini rahatlıkla söyleyebilen, kişilik ve davranışları açısından dengeli, sorumluluk duyguları gelişmiş, hoşgörülü, işbirliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal ve sosyal açıdan dengeli ve mutlu bir birey olarak yetişir.
· Anne babanın tutarlı ve kararlı tutumu çocuğun kendisine ve çevresindekilere güven duygusunu geliştirir.
· Kendi haklarını savunurken başkalarının haklarına da saygı duyar.
Aile çocuğun toplumsallaşmasını sağlayan kurumlardan biridir. Çocuk en kritik aşamalarını aile içinde geçirir. Çocuğun bedensel ve ruhsal gelişiminde aile çok büyük bir rol oynar. Özellikle ailenin tutum ve davranışları çocuğun ruhsal gelişiminde çok önemlidir. Birçok araştırmalar, bu varsayımın doğruluğunu kabul eder. Ebeveyn tutumları ile çocuğun davranışları arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla, sayısız araştırma yapılmıştır. Bunlardan Becker (1964), Mark (1955), Shben (1943), Schoeter ve Bell (1958), hepsininde amacı çocuk yetiştirme tutumunu saptayıp, buna ilişkin çocuk davranışlarını incelemek olmuştur. Bundan başka, Lafore’nin (1945) yapmış olduğu araştırma, günümüzdeki görüşlere ışık tutmuştur. Lafore, ana _baba tiplerini dört gruba ayırmıştır Bunlar:
a)Diktatör Ana-Babalar: oriteye çok fazla önem veren, çocuğun kendilerine karşı boyun eğmesini isteyen ana_babalardır.
b)İşbirliğine Yatkın Ana-Babalar:Başat özelliği dostça davranışı olan ana-baba, çocuğa karşı saygı havasında davranan, herşeyi açıklayan ve birlikte hareket edildiği zaman kayıtsız, şartsız boyun eğmenin gerekli olmayacağına inana kişilerdir.
c)Kararsız Ana-Babalar:Çocuğuna duruma göre davranan, davranışlarını duruma göre değiştiren ana-baba. . Bunların belli davranış biçimleri yoktur, her yeni duruma başka bir tavır takınırlar. Durum iyi ise mesele yok, ana-baba iyi dir, durum kötü ise şaşırıp kalırlar, ne yapacaklarını, ne yapmaları gerektiğini, ne zaman yapacaklarını bilemezler ve kararsızlığa düşerler.
d)Yatıştırıcı Ana-Babalar:Başat özelliği, uzlaşma ve bir dereceye kadarda olsa çocuktan çekinmesi olan ana-baba. Denetim çocuğun elindedir. Böyle ana-babalar, bir bakıma zorluklardan kaçınan, zorluklar karşısında yan çizmeye kalkan kişilerdir .
İnsan yaşamında, doğumdan önce başlayan ve hayatın sonuna kadar etkisini sürdüren bir kurum olarak aile, fizyolojik olduğu kadar ekonomik, kültürel ve toplumsal yönleriyle de kişinin ruhsal gelişimini, davranışlarını biçimlendirip yönlendirir. Aile, tüm yönleriyle incelenmesi son derece güç bir yaşama ortamıdır . Gencin kendini tanıması, kişiliğini kazanması ve uyum sağlamasında anne-baba tutumlarının yeri çok önemlidir.
Anne baba tutumları, sevgi, hoşgörü ve kabul etmeyi içine alan “demokratik tutum” ve sevginin gösterilmediği hoşgörünün olmadığı, reddetmeyi içine alan “otoriter tutum” olmak üzere iki genel başlıkta toplanabilir.
Demokratik anne-baba, çocuğun arzu ve ihtiyaçlarına karşı ilgilidir. Çocuğun davranışlarını ilgi ve anlayışla izler. Onun iradesine ve sağlıklı uyumuna değer verir. Çocukları yaşına göre kendisi ile ilgili bazı kararlar almaya teşvik eder. Önemli konularda alınan kararların nedenlerini çocukla tartışır.
Otoriter anne-baba ise, çocuğa olan sevgisini bile çocuğu istenilen şekilde davrandıkça (şartlı) gösterir. Sevgiyi bir pekiştireç olarak kullanır. İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara uygun davranışlardır.
Baskı altında büyüyen çocuk, çekingen, başkalarının etkisinde kolayca kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir. Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerekenden fazla kontrol ve özen göstermesi sonucu çocuk, genellikle diğer kimselere bağımlı, özgüveni olmayan bir birey olarak yetişir.
Aşırı hoşgörü ve dürüstlük, çocuğun bencil olmasına ve zayıf sosyal çevre uyumuna neden olur. Çocuğuna boyun eğici davranış gösteren anne-babaların çocuk üzerinde gerektiğinde otorite sağlamaları mümkün olmaz. Çocuk, doğumundan itibaren var olan ben merkezcil tavrını, bu aşırı boyun eğici tavır nedeniyle, zamanla sosyal normlara uygun şekilde değiştiremez, uyumsuzlaşır, Anne-babasına saygısı azalır.Onları yönetmeyi ister.
Anne-babasını otoriter olarak algılayan çocukların, kendini suçlama ve saldırganlık düzeyleri, demokratik olarak algılayanlardan daha yüksektir.
Demokratik, hoşgörülü ve kabul edici tavrın benimsendiği evlerde, çocuklar aktif, bağımsız kararlar alabilen, yaratıcı, toplumsal bireyler olarak yetişirler. Yaşıtları arasında yüksek düzeyde kabul görürler. Bu tarzda yetiştirilen çocuklar, kolay egemenlik kurulamayan, başarılı, yapıcı, özel merakları olan bireyler olur, öte yandan otoriter tutumun benimsendiği evlerdeki çocuklarda, kavgacılık, işbirliğine yanaşmama, engel olunamayan ve tekrar eden saygısız davranışlar tespit edilmiştir.

MedyaSoft Eğitim Sertifikası

Vatan gazetesi ve MedyaSoft işbirliği ile işsiz gencimiz kalmıyor.İki gün önce aldığım vatan gazetesinde gördüğüm bir reklam başlığı oldukça ilgimi çekmişti.Reklamın içeriği okuduğumda gerçekten güzel bir fırsat olduğuna karar verdim ve sizinle paylaşmak istedim. Biraz geç oldu ama anca yazma fırsatı bulabildim.Vatan gazetesi başlattığı kupon sistemi ile 4000 TL değerinde eğitim seti hemde geleceğinizi kurtarabileceğiniz bir fırsat sunuyor sizlere.Ayrı ayrı iki set halinde web tasarım ve grafik tasarım seti veriyor.Bu setin birine sahip olmak için 29 kupon ikisine birden sahip olmak içinse tam 49 kupon biriktirmeniz gerekiyor.İki set toplamda 7 kitap ve 2 cd’den oluşmakta 4 grafik tasarım kitabı ve 1 cd.3 web tasarım kitabı ve 1 cd halinde.

Toplamda bu setin piyasa değeri 4000 TL fakat siz 49 kupona sahip oluyorsunuz yani hesaba vuracak olursak 30 TL gibi bir fiyata bu mükemmel sete sahip oluyorsunuz.Üstelik bu sete sahip olmakla kalmaıyorsunuz 49 gün sonra aldığınız setin içinden bir şifre çıkıyor ve bu şifre diyebilirimki sizin hayatınızı değiştiriyor.Seti aldığınız  günden itibaren 2 ay süreniz var.2 ay bu setlerle çalışıyorsunuz ve 2 ay sonra internet üzerinden medyasoftun hazırlamış olduğu online sınava giriyorsunuz tabiki setinizin içineden çıkan şifre ile.

Sınavda başarılı olmanız halinde medyasoft sertifikasına sahip oluyorsunuz ve artık sertifialı bir web tasarımcı veya grafik tasarımcı oluyorsunuz.Bu sertifik ile birçok özel şirkette iş bulabilirsiniz.Bu işlere yeteneği olan gençler için kaçınılmaz bir kampanya bence.Sertifika istemeseniz bile bu mükemmel set herkezin elinde olmalı bence.Biriktirmiş olduğunuz kuponlarla birlikte setinizi yay-sat bayilerinden alabilirsiniz.Sertifika için www.gazetevatan.com sitesinden başvurunuzu yapabilirsiniz.

Yarıyıl tatilini çocuğunuzla nasıl değerlendirmelisiniz?

İki hafta sürecek yarıyıl tatili başladı. Çocuklarının eğlenip dinlenmelerini ve okula tekrar uyum içinde dönmelerini sağlamak isteyen anne-babalar ise tatlı bir telaş yaşıyor. İşte onlar için bir kaç öneri…

Çocuğu, yoğun okul programı nedeniyle fazla zaman ayıramadığı sinema, tiyatro, konser ve sirk gibi etkinliklere yönlendirmenin iyi bir tercih olacağını söyleyen Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Uzman Psikolog Neli Aşkaner, ebeveynlere tatilde çocukları için yapabilecekleri programlara ilişkin şu önerilerde bulunuyor:

TİYATRO VE SİNEMA PROGRAMI YAPIN
Bu etkinlikleri kendinize de uygun bir zamana denk getirerek birlikte zaman geçirebilirsiniz. Böylelikle çocuğunuza yıllar sonra bile gülümseyerek hatırlayabileceği keyifli zamanlar sunabildiğiniz gibi, aranızdaki bağın daha da güçlenmesini sağlayabilirsiniz.

SPORA YÖNLENDİRİN
Spor, fiziksel sağlığa olan önemli faydalarının yanı sıra çocukların yaratıcılığını geliştiriyor ve sorumluluk duygusu kazanmalarına katkı sağlıyor. Sömestr tatili, çocuğunuzun spora başlatması için güzel bir fırsat olabilir. Çocuğunuzun; yaşı, vücut gelişimi, en önemlisi de tercihlerini göz önünde bulundurarak kayak, paten gibi kış sporlara ya da bowling, basketbol veya yüzme gibi kapalı alanda yapabileceği spor dallarına yönlendirebilirsiniz.

EVDE OYNAYABİLECEĞİ BİR OYUN ALIN
Oyun, çocuklar için bir eğlence aracı değil, tamamen ihtiyaçtır. Bu nedenle oyun, tatilde onların başlıca etkinliği olur. Siz de çocuğunuza hem zihnini çalıştıracak, hem de zevk alacağı yeni bir oyun alıp, kendi başına ya da arkadaşlarıyla güzel zaman geçirmesini sağlayabilirsiniz. Unutmayın ki çocukların arkadaşlarıyla karşılıklı alışveriş ve iletişime geçtiği bu oyunlar, zihinsel ve fiziksel gelişimlerinin yanı sıra sosyalleşmeleri için de son derece önemlidir.

EĞLENCELİ ZİYARETLER YAPMASINI SAĞLAYIN
Ailece eğlenceli kış sporlarıyla tanışacağı ya da sürdüreceği tatil programı yapabilirsiniz. Ancak tatile çıkma fırsatınız yoksa ve büyük anne, teyzeler, halalar gibi ailenizden gelen ziyaret önerileri değerlendirmelisiniz. Hatta şartlarınız uyuyorsa, çocuğunuzun birkaç gün sizden uzak aile ziyaretleri yapması sosyal deneyim açısından oldukça önemlidir. Yine şartlarınız uyuyorsa aynı ziyaretleri, çocuğunuzun çok sevdiği bir arkadaşını davet etmek ya da çocuğunuzun ziyaret etmesini sağlamak şekline de dönüştürebilirsiniz.

MUTLAKA YAPMANIZ GEREKENLER
Birlikte kitap okuyun: Tatil, çocukların kendilerini geliştirmeleri için çok iyi fırsat aslında. Bu nedenle kitap okumak, iyi bir tatil programının olmazsa olmazlarından. Çocuğunuzla birlikte kitapçıları dolaşıp, keyif alacağı konularla ilgili kitaplar seçmek, okuma alışkanlığını destekler. Ancak bu etkinlikte onu desteklemek için aynı okuduğu kitabı anlatmasını istemeniz ya da o okurken yüksek sesle dinlemeniz, paylaşım duygusunun geliştirir.

Ödevlerini yapmasını sağlayın: Genellikle her çocuğa hafif de olsa, bir tatil ödevi verilir. Eğer çocuğunuzun böyle bir ödevi varsa, yapmasını desteklemelisiniz. Ancak sıkı bir program yerine, esnek çocuğunuza uygun bir ödev yapma programı oluşturmalısınız. Bu nedenle programı çocuğunuzla birlikte yapmanızda ve ödevini bitirip bitirmediğinizi günlük olarak kontrol etmenizde yarar var.

BU NOKTALARI GÖZARDI ETMEYİN!
Şiddet içeren oyunlara izin vermeyin:
Pek çok çocuk için sömestr evde daha çok bilgisayar oyun oynama anlamına geliyor. Ama siz, bilgisayar karşısında geçirdikleri süreye ve oyunların içeriğine karşı son derece dikkatli olmalısınız. Bilgisayar oyunlarına tümüyle karşı çıkmak, ona ‘Bilgisayar oyunu oynama” demek doğru bir yaklaşım değil. Çünkü özelikle çocuklarda yasaklanan şeylere karşı merak gelişiyor. Ayrıca çocuğunuz bu durumda size olumsuz tepkiler verebilir.  Bu nedenle bilgisayar oyunlarını yasaklamak yerine, birlikte karar verdiğiniz eğitici ve eğlendirici oyunları oynamasına izin verin. Çocuğunuzun bu yasağı anlayışla karşılaması için ona şiddet içeren oyunlara neden izin vermediğinizi sade bir dille anlatmayı da ihmal etmeyin.

Süreye dikkat edin: Günümüzde hemen her çocuk zamanının çoğunu bilgisayar ve televizyon karşısında geçiriyor. Uzun süre bilgisayar ve televizyon karşısında oturmak ise çocuklarda göz rahatsızlıkları, duruş problemleri ve radyasyona maruz kalma sonucu gelişen pek çok sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Karşılıklı bir iletişimi olmayan bilgisayar oyunu, televizyon aktiviteleri yerine, arkadaş etkileşimini artıran, sosyal ilişkileri şekillendiren, bir grubun parçası olduğunu hissettiren, iletişim kurma ve grupta var olabilme yetilerini geliştiren aktiviteleri tercih edin.

İnterneti denetleyin: Siz bilinçli bir anne babasınız, dolayısıyla çocuğunuzun internetteki zararlı sitelere girmesi için gerekli önlemleri almışsınızdır. Ancak eğer dikkatinizden kaçmışsa, sömestr tatilinde yapmanız gereken ilk şey, çocuğunuzu zararlı sitelerden koruyan programlardan yararlanmak olsun. Bu programlar sayesinde çocuğunuzun hangi web sitelerini görüntüleyebileceğini, hangi oyunları oynayabileceğini ve hangi programları kullanabileceğini düzenleyebilirsiniz.

2010 YGS Başvuruları Başladı !

2010 YGS sınavı için başvurular başladı.  Yükseköğretim Geçiş Sınavı’na başvurmak isteyenler  18 Ocak itibari ile Tüm lise ve dengi okullarında başvuru yapabilecekler. Bu sene YGS Başvuru klavuzu 2 TL’ye satılacağı bilgisinide verelim. 2010-2011 öğretim yılında yükseköğretimin tüm lisans ve ön lisans (meslek yüksekokulları ile açıköğretim önlisans programlarına sınavsız geçiş dahil) programlarına girmek veya yurt dışında öğrenim görmek isteyen adayların da YGS’ye başvurmaları gerekiyor. YGS’ye, öğretim yılında ortaöğretim kurumlarının lise veya dengi okullar ile açıköğretim lisesinin son sınıfında okuyan öğrenciler, ortaöğretim kurumlarının son sınıflarında beklemeli durumda bulunanlar, ortaöğretim kurumlarının dışarıdan bitirme sınavlarına girenler, ortaöğretim kurumlarını bitirmiş olanlar, ortaöğretimlerini yabancı ülkelerde yapanlardan durumları bu şartları taşıyanlar başvurabilecek. Son başvuru 12 Şubat 2010

KILAVUZ 2 LİRA

Ortaöğretim Kurumu Müdürlükleri, ÖSYM Sınav Merkezi Yöneticilikleri ve ÖSYM büroları ÖSYS’de başvuru merkezi olarak görev yapacak.

Adaylar başvuru merkezlerinden içerisinde 2010-ÖSYS Aday Bilgi Formu da bulunan ”2010-Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) Kılavuzu”nu 2 TL karşılığında edinebilecek.

Henüz mezun olmamış son sınıf düzeyindeki adaylar başvurularını okulların bağlı olduğu başvuru merkezine yapacak. Mezun durumundaki adaylardan 2008 ve 2009 ÖSYS’nin her ikisine de başvurmamış olanlar ile 2008 veya 2009-ÖSYS’ye başvurmuş olanlardan öğrenim bilgilerinde değişiklik olanlar başvurularını istedikleri başvuru merkezine yapabilecek.

Mezun durumdaki adaylardan 2008 veya 2009 ÖSYS’ye başvurmuş olan ve öğrenim bilgilerinde değişiklik olmayan adaylar ise başvurularını isterlerse bireysel olarak internet aracılığıyla ya da diledikleri bir başvuru merkezine yapacaklar.

Başvurusunu başvuru merkezinde yapacak adayların gidecekleri başvuru merkezinden randevu alması gerekiyor. Başvuru işlemini yaptıracak aday, başvuru merkezine gitmeden önce başvuru ücretini yatırmış, 2010-ÖSYS Aday Bilgi Formu’nu doldurmuş ve bu formdaki öğrenim bilgilerinin okulun bir yetkilisi tarafından onaylanmış olacak.

Başvuru Merkezi’ne giderken adayların 2010-Aday Bilgi Formu’nu, fotoğraflı ve onaylı bir kimlik belgesini, banka dekontunu ve mezun öğrenciler ortaöğretim diplomasını yanında bulundurması gerekecek.

YGS’ye girecek adaylar sınav ücreti olarak 35 TL, YGS’ye girmek istemeyen ancak sadece Sınavsız Geçişe başvurmak isteyen adaylar ise 10 TL ödeyecek.
Sınava başvuru sırasında formdaki ”İnternet üzerinden işlem yapmak istemiyorum” seçeneğini işaretleyen adaylar sınav sonuçlarını internetten öğrenemeyecekler ve ayrıca internet üzerinden bazı işlemleri yapamayacak.

Sınav sonuçlarını internetten öğrenemeyecek adayların adreslerine sınav sonuç belgesi gönderilecek. Ayrıca internetten öğrenen adaylara da sınav sonuç belgesi iletilecek.

Sınava başvurular 12 Şubatta sona erecek.

ÖSS 2010 Yeni Sınav Sistemi

Aylarca bir heyecanla beklediğimiz yeni ÖSS sistemi tüm ayrıntılarıyla açıklandı.
Yüksek Eğitim Kurulu ÖSS’de yaptığı değişiklikleri tüm detaylarıyla açıkladı. 2 aşamalı olan yeni sınav sistemini ÖSYM Başkanı aşağıda verdiğimiz tablolar halinde açıkladı. İlk sınav Nisan’da. Aşağıdaki bilgiler haricinde daha ayrıntılı bir dosya halinde 2010 Yeni Sınav Sistemi ile ilgili bilgi edinmek için buraya tıklayın.