Category Archives: Atatürk

ATATÜRK ve DİN…

DİNİNE GÖNÜLDEN BAĞLI BİR LİDER

“Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.”

-Mustafa Kemal Atatürk-

Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. “Ilımlı-modern-dindar” yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz’in kurucusu Büyük Önder Atatürk’tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam’ı yüceltmiş; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmış, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıştır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, Türk Milleti’ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamış ve bugün milletçe ulaşmayı hedeflediğimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmiştir.

Şüphesiz ki din, Büyük Önder’in de dikkat çektiği gibi demokrasinin ve milli bütünlüğümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bir milletin fertlerini birarada tutan en güçlü bağ olan din, aile, ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını sağlayan en önemli unsurdur.

Dinin var olmadığı veya dini değerlerin ortadan kalktığı bir toplumda, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliliğini yitirecek ve kısa süre içinde ortadan kalkacaktır. Böyle bir gelişme ayrıca, tarihi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın bir milleti birbirine bağlayan milli ve manevi tüm bağların parçalanmasını, anarşinin hortlamasını ve toplumun bölünmesini kaçınılmaz hale getirecektir.

İşte bütün bu nedenlerden ötürü, toplum dokusunun vazgeçilmez parçası niteliği taşıyan din müessesesinin devamını sağlayamayan bir ulusun sosyolojik ve bilimsel açıdan ayakta durması mümkün değildir. Gerek kişi, gerekse toplum açısından dinin lüzumlu bir müessese olduğunu belirten, siyasi alanda yaptığı sayısız reformla bu sağlıklı bakış açısını geniş kitlelere yaymayı hedefleyen Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur”; “Din vardır ve lazımdır.” (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102) sözleriyle teşvik etmiştir. Milletini, batıl inanışlardan arındırıp, gerçek dine yöneltmeyi amaçlamıştır. Bunun için de Kuran’ın kolay bir şekilde okunup anlaşılmasını sağlamak amacıyla Türkçeye çevrilmesi emrini vermiştir:

“Sonra Kuran’ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed’in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim.” (Atatürk’ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55)

Kuran’ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk’ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir:

“Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)

Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir’deki Paşa Camii’nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:

“Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran’daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)

Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir:

“Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. … İslam’ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz” (Atatürk”ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)

Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk’ün Osmanlı Devleti’nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur:

“Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)

Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno’ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir:

M. Perno:Şu halde yeni Türkiye’nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?

Atatürk: “Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz.”

M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?

Atatürk: “Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun’i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.” (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)

Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkar olmuş ve saygı duymuştur.

Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Atatürk’ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatmıştır:

“Ata’nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür, “Paşam beni mahcup ediyorsunuz” dediğim zaman “Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır.” buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi.” (Atatürk ve Din Eğitimi – Ahmet Gürtaş – Diyanet İşleri Bakanları Yayınları s.12)

Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk’ün bu yönünü şöyle anlatmıştır:

“Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım’la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; “Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme”der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi.” (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)

ATATÜRK’ün kendi ifadesiyle İlkelerinin tanımı…


ATATÜRK’ÜN KENDİ İFADESİYLE İLKELERİNİN TANIMI

I. TEMEL İLKELER

  1. Cumhuriyetçilik:Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)

    Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir… (1925)

    Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı Cumhuriyet’tir. Artık hükümet ele millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

  2. Milliyetçilik:Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir. (1930)Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlatları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)

    Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)

  3. Halkçılık:İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir. (1921)Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)

    Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)

  4. Devletçilik:Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)

    Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir. (1937)

  5. Laiklik:Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)

    Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)

  6. İnkılapçılık / Devrimcilik

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)

Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)

II. BÜTÜNLEYİCİ İLKELER

    1. Milli Egemenlik:

Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. (1923)
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunması ile devamlılık kazanır. Bundan dolayı; hürriyetin de eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)

     2. Milli Bağımsızlık:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)

Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O, ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)

     3. Milli Birlik ve Beraberlik:

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz.

Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)

Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)

     4. Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh:

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)

Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakkisinde en esaslı amil olsa gerektir. (1933)

Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)

     5. Çağdaşlaşma:

Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)

Biz Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)

     6. Bilimsellik ve Akılcılık:

  1. Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet bilimdir. (1933)
  2. Akılcılık: Bizim, akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)

Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)

    7. İnsan ve İnsanlık Sevgisi:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. insanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir, (1931)

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)

Kaynak: Atatürkçü Düşünce Derneği www.add-berlin.de/?idcat=52 


Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.

                                                                                                       Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.

ATATÜRK İlke ve İnkilapları…

Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.

                                                                                                       Mustafa Kemal ATATÜRK


 

Anayasa’nın Atatürk’lü maddeleriMADDE 2: T.C., (…) insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal hukuk Devletidir.

MADDE 42: Eğitim ve öğretim, Atatürk ilke, inkılapları doğrultusunda, (…) yapılır.

MADDE 58: Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müspet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda (…) gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.

MADDE 81: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve başlarken aşağıdaki şekilde and içerler: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, (…) laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma (…) namusum ve şerefim üzerine and içerim.”MADDE 103: Cumhurbaşkanı, görevine başlarken TBMM önünde aşağıdaki şekilde andiçer: “Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, (…) Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, (…) namusum ve şerefim üzerine and içerim.”MADDE 134: Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini, dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar…


“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK – 

“Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”
– T.C. Anayasası Madde 66 – 


CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİ

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ

Günümüzde okul ve üniversitelerde okutulan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersleri, hem Cumhuriyet tarihi kadar bir geçmişe sahiptir, hem de Atatürk’ün bizlere armağan ettiği kültür ve eğitim mirasıdır.

“Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi” derslerinin amacı; Türk Devriminin ruhunu ve hedeflerini kavrayarak geliştirecek yeni nesiller yetiştirmektir. Böylece, Mustafa Kemal’in söylediği gibi; “Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır.

Devrimin amacının kavranabilmesi için, Türk Bağımsızlık Savaşı, Atatürk Devrimleri ve Atatürkçü Düşünce Sistemi ile Türkiye Cumhuriyeti Tarihi hakkında doğru bilgiler vermek Türk gençliğini Atatürkçü Düşünce Sistemi doğrultusunda yetiştirmek gereklidir. Atatürk ilkeleri ve İnkılapları dersi, bu görevi üstlenmiştir. 

Cumhuriyet rejiminin sürekli olması, yeni kurumlar oluşturması, Atatürkçü Düşünce Sisteminin yaygınlaştırılıp geliştirilmesi ve ulusumuzun çağdaşlaşması için,  Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersleri, vazgeçilmez öneme sahiptir. 

  • Kavramlar, tanımlar, ve kaynakların tanımı  
  • Türk İnkılabını Hazırlayan Gelişmeler
  • Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi
  • Osmanlı Devleti’nin Gerilemesi, Dağılışı ve Çöküşü (XIX. Yüzyıl)  
  • Osmanlı Devleti’ninSavaştığı Cepheler ve Çanakkale Savaşları
  • Tanzimat ve Islahat Fermanı, I. ve II. Meşrutiyet, Trablusgarp ve Balkan Savaşları
  • I. Dünya Savaşı
  • Mondros Ateşkes Antlaşması, Wilson İlkeleri, Paris Konferansı
  • M. Kemal’in Samsun’a Çıkışı ve Anadolu’daki DurumMilli Mücadelenin Başlangıcı
  • Milli Kurtuluş Savası
  • Amasya Genelgesi, Ulusal Kongreler, Mebusan Meclisinin Açılışı
  • TBMM’nin Kuruluşu ve İç İsyanlar
  • Teşkilat-ı Esasi Kanunu, Düzenli Ordunun Kuruluşu
  • I. İnönü, II. İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz
  • Kurtuluş Savaşı sırasındaki antlaşmalar  
  • Lozan Antlaşması
  • Yeni Türk Devleti’nin Kuruluşu


    Cumhuriyetçilik Halkçılık Laiklik Devrimcilik Milliyetçilik Devletçilik


  • Türk Devriminin Amacı, Temelleri ve Gelişimi
  • Siyasi alanda yapılan devrimler
  • Siyasi partiler ve çok partili siyasi hayata geçiş
  • Hukuk alanında yapılan devrimler  
  • Eğitim alanında yapılan devrimler
  • Toplumsal yaşayışın düzenlenmesi
  • Ekonomik alanda yapılan yenilikler
  • 1923-1938 döneminde Türk dış politikası
  • Atatürk sonrası Türk dış politikası
  • Türk Devriminin İlkeleri - Cumhuriyetçilik
  • Halkçılık
  • Laiklik
  • Devrimcilik(İnkılapçılık)
  • Milliyetçilik
  • Devletçilik - Bütünleyici ilkeler

     
1 Kasım 1922 Saltanatın kaldırılması
29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı.
3 Mart 1924 Halifeliğin kaldırılması.
3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmesi.
8 Nisan 1924 Şeriye Mahkemelerini kaldıran yeni Mahkemeler Teşkilatı Kanunu’nun kabulü.
25 Kasım 1925 Şapka Devrimi’ne ilişkin kanun TBMM’de kabul edildi.
30 Kasım 1925  Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına Dair Kanun.
26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saat Hakkındaki Kanunların kabulü.
17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu’nun kabulü.
1 Kasım 1928 Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun.
1 Nisan 1931 Ölçüler Kanunu.
26 Kasım 1934 Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun.
3 Aralık 1934 Bazı Kıyafetlerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.
21 Haziran 1934 Soyadı Kanunu kabul edilmesi.
5 Aralık 1934 Kadınlara milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının tanınması.
     

 

ATATÜRKÇÜLÜK ve ATATÜRK İLKELERİ

          Atatürkçülük, Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Atatürkçülük, her şeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.

          Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır, batılılaşmadır; bir diğer anlamda da modernleşmedir; hür düşünceyi temsil eder, hürriyet ve demokrasi anlayışıdır.

          Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir; laik bir düzen kurma, müsbet bilim zihniyetiyle devleti yönetmedir. Bu iki anlamıyla Atatürkçülük, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir.

              Atatürkçülük ilkelerini “Temel İlkeler” ve “Bütünleyici İlkeler” olmak üzere iki grupta değerlendirmekteyiz.


“Temel İlkeler”
:  
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılıktır.


“Bütünleyici İlkeler”
Milli Egemenlik, Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Beraberlik, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık, İnsan ve İnsanlık Sevgisidir.


Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. 

                                                                                                       Mustafa Kemal ATATÜRK


 

 I. TEMEL İLKELER

Cumhuriyetçilik:

ATATÜRK devrimleri arasında siyasi bir devrim niteliğindedir. Çok uluslu bir İmparatorluktan Türkiye ulus devletine geçiş gerçekleştirilmiş. Böylece modern Türkiye’nin ulusal kimliği kazandırılmıştır. Kemalizm Türkiye için yalnızca Cumhuriyet rejimini tanımaktadır. Atatürk bunun  yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.

Milliyetçilik:

ATATÜRK devrimleri ayrıca milliyetçi bir devrim idi. Bu milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir. Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir; yalnızca emperyalizm karşıtı olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine, gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır. 

Halkçılık:

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Bu devrim seçkin bir grup tarafından genel olarak halka yönelik bir biçimde gerçekleştirilmişti. Başta İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye’de uygulamaya konulmasıyla birlikte kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır. Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

Devletçilik:

Mustafa Kemal ATATÜRK yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye’nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesinin de devletin ülkenin genel ekonomik faaliyetlerini düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği alanlara veya özel sektörün yetersiz kaldığı alanlara veya ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara yine devletin girmesi gerektiği anlamında yorumlanmaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

Laiklik:

Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması anlamını taşır. Laiklik, düşünce özgürlüğü ve kuruluşların dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olmaları anlamına geliyor. Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. Laiklik ilkesi akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir. Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır. ATATÜRK’ün laiklik ilkesi Tanrı karşıtı bir ilke değildi. Bu akılcı ve dini siyasettir dışında tutan bir ilke idi. Bu ilke aydınlanmış İslam’a değil, çağdaşlığa karşı olan Müslümanlığa karşısındaydı.

Devrimcilik:

ATATÜRK’ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de reformculuk veya devrimcilikti. Bu ilkenin anlamı Türkiye’nin devrimler yaptığı ve geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlar ile değiştirmiş olduğu idi. Geleneksel kavramların iptal edildiği ve modern kavramların benimsendiği anlamına geliyordu. Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınmalarının çok ötesine geçti.

II. BÜTÜNLEYİCİ İLKELER

 

1-Milli Egemenlik:

Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)

 

2-Milli Bağımsızlık:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)

Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)

 

3-Milli Birlik ve Beraberlik:

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. (1919)

Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)

Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)

 

4-Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh:

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)

Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakisinde en esaslı amil olsa gerekir. (1919)

Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)

 

5-Çağdaşlaşma:

Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)

Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)

 

6-Bilimsellik ve Akılcılık:

a) Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)

Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. (1933)

b) Akılcılık: Bizim, alık, mantık, zekayla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)

Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)

7-İnsan ve İnsanlık Sevgisi:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (1931)

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)

 

Türkiye’den ATATÜRK ayıbına sert tepki…

Türkiye'den Atatürk ayıbına sert tepki

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Amerikan Foreign Policy dergisine mektup göndererek, derginin internet sitesinde yayımlanan “bıyıklı diktatörler” konulu listeye Mustafa Kemal Atatürk’ün de dahil edilmesine sert tepki gösterdi.

FOREIGN POLICY’DEN BÜYÜK TERBİYESİZLİK

ATATÜRK’Ü BU LİDERLERLE AYNI KATEGORİYE KOYDULAR / FOTO GALERİ

Tan, mektubunda, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Hitler, Stalin gibi isimlerle aynı yere konulduğu “Sert üst dudak” başlıklı blogdan duyduğu derin rahatsızlığı dile getirdi.  

Atatürk’ün başarılarının ve arkasında bıraktığı demokratik mirasın, onu son yüzyılın en büyük vizyoner liderlerinden biri yaptığını kaydeden Tan, Türkiye’nin bugün Atatürk sayesinde Müslüman dünyasında eşsiz bir pozisyona, canlı, laik bir demokrasiye ve gelişen bir ekonomiye sahip olduğunu vurguladı. 

Tan, özellikle de Ortadoğu’daki çarpıcı değişimler karşısında Türkiye’nin ilham kaynağı olarak gösterilmekte olduğu bir dönemde, Atatürk’ü “otokrat” olarak tanımlamanın “çok talihsiz, çirkin ve küstahça” bir davranış olduğunu belirtti.

Bunun yanında tarihi bir şahsiyete, bıyığına bakılarak, aynı kefeye konulamayacağı başka kişilerle aynı kategoride yer vermenin, Foreign Policy’nin bilgiye dayalı tartışmaların yeri olması ve referans kaynağı olarak kullanılması açısından kredibilitesine de hakaret olduğunu kaydeden Tan, “Hiç şüphesiz, ABD halkı da eğer kurucuları ve çağdaş liderleri fiziksel görünümlerine bakılarak benzer bir grubun arasına konulsaydı aynı tepkiyi gösterirdi” ifadesini kullandı.

Tan, derginin yayımladığı blogun, Atatürk’e, Foreign Policy’nin ününe ve yüksek kaliteli habercilikten faydalanabilecek olan kamuoyuna ciddi bir haksızlık oluşturduğunu belirtti.

FOREIGN POLICY’DEN ATATÜRK’E AĞIR İTHAM

Foreign Policy dergisi, Ulu Önder Atatürk’ü “bıyıklı diktatörler” konulu listesinde ilk sıraya koydu.

Derginin internet sitesinde Charles Homans imzasıyla yayımlanan listede Atatürk, Adolf Hitler, Francisco Franco, Saddam Hüseyin, Josef Stalin gibi isimlerin arasına dahil edildi.

Listenin girişinde, “Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, bıyığını tıraş etmiş olabilir. Ama dünyayı onun diktatör olmadığına ikna etmek için çok daha fazlası gerekiyor. Foreign Policy, bıyıklı otokratları araştırdı” ifadesi kullanıldı.

İlk sırada Mustafa Kemal Atatürk’e yer verilen listede, Atatürk için “Kayzer” nitelemesinde bulunuldu.

Atatürk’ün ilerleyen yıllarda da Türkiye’yi ekonomik ve siyasi liberalleşmeye doğru götürürken bıyığını tamamen kestiği belirtilen listede, “Bu, Türkiye’nin modern bir gelecek için Osmanlı geçmişini geride bırakmasının sembolik bir örneğiydi” denildi.

Asiden Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk 1919 1938

İsmail Şen’in hazırladığı ve Sarnıç Yayınları’ndan çıkan “Asi’den Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk 1919-1938”, Atatürk’ün yaşadığı dönemde yayınlanan karikatürlerinden yansıyan tarihi okuyucularla buluşturuyor.

Atatürk’ün Milli Mücadele’nin başından itibaren, gazete ve dergilerde karikatürleri yayınlanmaya başlamış, bazı yıllar yüzlercesi mizah dergilerinde yer almıştı.

Ancak, Atatürk karikatürleriyle ilgili ayrıntılı bir çalışma, ne yazık ki yoktu. İsmail Şen’in hazırladığı “Asi’den Gazi’ye Karikatürlerde Atatürk” kitabı bu ihtiyacı karşılayan çok önemli bir çalışma.

Atatürk karikatürleri, Atatürk’ün alışık olmadığımız bir açıdan yansıtmalarının yanında yakın tarihimizle ilgili çok önemli bilgiler verebilecek birer belge niteliği taşıyor.



Ha bakalım Karagöz dayı, asıl asıl da görelim. Sen mi beni çekeceksin ben mi seni. Karagöz — Böyle sen bir yana, ben bir yana çekersek zaten kıl kadar kalan urgan kopunca ikimiz de sırt üstü düşeriz. İyisi mi gel şunun iki ucunu bir araya getirelim de ele, güne karşı işimizi bilelim. Karagöz 9.2.1921 Sayı: 1347 Sayfa: 1 Londra Konferansı’na gidecek heyet tartışmaları sürerken… Mustafa Kemal’in ‘İstanbul’u dışlayan politikası eleştiriliyor. Karagöz hâlâ boğazın İstanbul yakasında… Londra Konferansı’na İstanbul ve Ankara’yı temsilen iki heyet katılmış, 23 Şubat 1921’de Osmanlı Delegesi Sadrazam Tevfik Paşa, söz hakkını Büyük Millet Meclisi Hükümeti temsilcilerine bıraktığını ifade etmiştir.



Nabzında bir iman vuran kanınla Bu ziya görmeyen ufka yükseldin Bilmem ki semadan yüksek alnınla Güneşin doğduğu yerden mi geldin Güleryüz 5.5.1921 Sayı: 1 Kapak Milli Mücadele’yi sürekli destekleyen Güleryüz’ün ilk sayısının kapağı. Bu karikatür de aynı dönemdeki birçok karikatür gibi, 1 Nisan’da kazanılan II. İnönü Savaşı’nın etkisiyle çizilmiş.









Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Güleryüz 6.6.1921 Sayı: 6 Sayfa: 4-5















İsmet Paşa — Ne o Paşam kafasının içinde ne arıyorsun? Mustafa Kemal Paşa — Akıl arıyorum. Bulamıyorum: Dipsiz kile, boş anbar. (Önde Kral Konstantin) Güleryüz 8.9.1921 Sayı: 19 Kapak














Ankara’nın koyunu, sonra çıkar oyunu. Güleryüz Ekim sonu 1921 (Zafer ve galibiyet fevkalade nüshası) Sayı: 26 Sayfa: 8 Sedat Simavi Sakarya Zaferi sonrası karikatürlerinden…














Bilardo başında Bilardo sahibi — Yine sotaya getirdi ama çuhada hayır kalmadı! (Mustafa Kemal’in rakibi Yunan Kralı Konstantin.) Musavviri: Rıfkı Aydede 10.8.1922 Sayı: 64 Sayfa: 1 Ahmet Rıfkı Milli Mücadele karşıtı yayın yapan Aydede’de bile askeri bir başarı beklentisi var. Tabii eleştiriden geri kalınmıyor…

2-3-4 Nisan ve Atatürk…

2 Nisan

Hareket Ordusu Kurmay Başkanı Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal, 
arkadaşları ile İstanbul’da (Nisan 1909)


1933 – Atatürk’ün, Çankaya’da yapılan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin toplantısına başkanlık edişi.


1932 – Atatürk’ün, Çankaya’da kütüphanesinde gün boyunca çalışması.


1923 - Ali Şükrü Bey’in katili olduğu anlaşılan Topal Osman öldürüldü ve cesedi Meclis önünde asılarak teşhir edildi.


1922 – Atatürk’ün, Konya’da resmî daireleri ve bazı kuruluşları ziyareti, Askerî Nalbant Okulu’nda yapılan diploma töreninde konuşması: “Sanatın en basiti, en şereflisidir.”

Atatürk’ün, II. İnönü Zaferi’nin yıldönümü nedeniyle Sovyet Elçisi Aralof’un tebrik telgrafına cevabı: “…Giriştiğimiz şu mücadelenin gayesi, tabiî hukukumuzun kurtarılmasıdır.”

Fransız kadın gazeteci Berthe Georges-Gaulis’in, Paris’ten Atatürk’e mektubu: “Burada vaziyet, günden güne lehinizde değişikliğe uğruyor gibidir.”


1921 - Boldavin’in Yunanlılar tarafından işgali.


1920 - İstanbul’da Salih Hulusi Paşa Hükümeti, İngilizlerin baskısıyla istifa etti. 

Yeni kabine için yine Damat Ferit Paşa’nın adı geçmeye başladı.  

Atatürk’ün, İstanbul’dan kaçarak Ankara’ya gelen Halide Edip, Dr. Adnan (Adıvar), Hüsrev (Gerede), Yunus Nadi, Yusuf Kemal (Tengirşenk), Rıza Nur, Cami (Baykut) ve diğer bir kısım kimseleri istasyonda karşılaması. [Kocatürk]


1918 – Van’ın kurtuluşu.


1917 - ABD’nin savaşa girmesi.

Nivelle’nin saldırıya geçmesi.

İkinci Gazze savaşı.

Nivelle’nin başarısızlığı.

Petain’in genelkurmay başkanı olması.

 

3 Nisan 1930


Gazi Mustafa Kemal Prof. Afet İnan’ın “Kadın Hakları” üzerine verdiği konferansta

1937 – Atatürk’ün, akşamüzeri otomobille Çubuk Barajı’na kadar bir gezinti yapması.


1932 – Atatürk’ün,  akşam  Ankara  Halkevi’nde Behçet  Kemal (Çağlar)’ın yazdığı “Çoban” piyesini seyretmesi.


1930 - Yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi. 

Türk kadınlarına, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan “Yeni Belediye Kanunu”nun kabulü.

Atatürk’ün, Ankara’da Türkocakları Merkezi’nde Afet (İnan) Hanım’ın kadın haklarına dair konferansını izlemesi.


1924 - Meclis’te Avukatlık Kanunu kabul edildi.


1923 - Birinci Grup diye bilinen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Grubu’nun bir partiye dönüştürüleceği kararı açıklandı ve Dokuz Umde bildirisi yayınlandı.


1922 – Atatürk’ün, Konya’da bulunan Demiryolları Umum Müdürlüğü’ne yazısı: “…Demiryolları idaresinde çalıştırılacak memurların seçim ve atanmasında göz önüne alınacak en önemli nokta, şüphesiz uzmanlık ve tecrübe meselesidir. Bununla beraber bu memurların bugünkü mücadelemizin gerektirdiği tam güven şartına sahip bulunmaları lâzımdır. Bu görüş açısından Türk memur kullanılması esas olacaktır.”


1920 - İsmet (İnönü), Celalettin Arif, Saffet (Arıkan), ve daha bir çok kimsenin İstanbul’dan Ankara’ya gelişi.  

İsmet Bey (İnönü) Ankara’da, Milli Mücadeleye katıldı.

Atatürk’ün, İstanbul’dan kaçarak Ankara’ya gelen Albay İsmet (İnönü), Celâlettin Arif, Saffet (Arıkan) ve diğer bir kısım kimseleri karşılaması. [Kocatürk]

Atatürk’ün, Lüleburgaz Kongre Başkanlığı’na telgrafı: “…Kongre’nin toplanmasını tebrik ve vatanın karşı karşıya kaldığı felâkete çare bulmak üzere, Edirne Vilayeti’nin gösterdiği vatansever gayreti takdir ederiz. Fevkalâde Millî Meclis için Edirne ilinden seçilecek üyenin süratle gönderilmelerini temenni ederiz.” [Kocatürk]

Doğu cephesinde Ermeni kuvvetlerinin Vedi’ye taarruzları ve milli kuvvetlerce püskürtülmesi.


1917 – Atatürk’ün, sabah saat 6.00′da Diyarbakır’dan 2. Kolordu cephesine hareketi, geceyi Akviran’da kurulan çadırlı ordugâhta geçirişi.


1905 – Yunanistan İzmir’i ilhak kararını açıkladı. Ülke genelinde yoğun tepkiler meydana geldi.

 

4 Nisan

1929 - Yargılama sisteminde önemli değişiklikler getiren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu TBMM’de kabul edildi.

İstanbul’da Darülfünun öğrencilerinin yaptığı toplantıda gençlik yerli malı kullanmaya çağrıldı.


1920 – Anzavur Ahmed, Gönen’i ele geçirdi.

12. Kolordu komutanı Fahrettin (Altay) Ankara’ya gelerek, Mustafa Kemal ile görüştü. (Ankara’ya katılmış oldu).

Atatürk’ün, Konya heyetiyle beraber Ankara’ya gelen 12. Kolordu Komutanı Albay Fahrettin (Altay) Bey’le görüşmesi. [Kocatürk]

Atatürk’ün, akşam Ankara’da, Anadolu’ya geçen gazeteci Yunus Nadi’yi kabulü ve görüşmesi: “…Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O esir olmayı ve hor görülmeyi kabul etmez! Milletin bağımsızlığını vatanın son kaya parçası üzerinde savunacağız; kurtaracağız veya eğer mukadderse öleceğiz! Fakat eminiz ki ölmeyeceğiz ve kurtaracağız!” [Kocatürk]


1917 – Atatürk’ün, sabah, Akviran’dan Hani’ye hareketi, yolda 24. Alay’a ait bir batarya ile iki seyyar hastaneyi denetlemesi, Hani’ye gelişi, kasabadaki ambar, silâh deposu ve hastaneleri gözden geçirmesi.


25 Mart ve Atatürk…

1915 Çanakkale

 

1925 - Şeyh Sait’e bağlı kuvvetler Silvan’ı ele geçirdi.


1923 – Atatürk’ün, Lâtife Hanım’la beraber Ankara’ya dönüşü.


1922 – Franklin Bouillon’un, Paristen -Yusuf Kemal Bey aracılığıyla- Atatürk’e mektubu.


1921 - İkinci İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)

Yunan kuvvetleri Bozöyük, Bilecik, Dumlupınar ve Sapanca’yı ele geçirdi.


Mart sonu 1919 – Atatürk’ün, İstanbul’da, İtalya Yüksek Komiseri Kont Sforza ile görüşmesi. (Kont Sforza’nın isteği ile gerçekleşen bu görüşmenin tarihi belli değildir. Olayların seyrine göre, muhtemelen Mart sonu veya Nisan başı 1919′da gerçekleşmiştir. Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas (Gürer), hatıralarında, bu görüşme için şunları söylemektedir: “Atatürk, İstanbul’da bulunduğu ayların sonlarına doğru İtalya Mümessili Kont Sforza ve Papaz Mister Frew ile de ayrı ayrı ve fasılalı tarihlerde görüşmüştü. Aldığı kanaat acı idi; ağırdı.”

 

Mart sonu 1919 -

Atatürk’ün, İstanbul’da, Rahip Frew ile görüşmesi. (Rahip Frew’un isteği ile gerçekleşen bu görüşmenin tarihi belli değildir. Olayların seyrine gore, muhtemelen Mart sonu veya Nisan başı 1919′da gerçekleşmiştir). 

 


1916 – Atatürk’ün, günü Mardin’de geçirişi.


1915 (24-26) – Alman General Liman von Sanders Çanakkale’de V. Ordu komutanı oldu.
Sanders’in Gelibolu’ya gelmesi, yeni savunma planı yapması, Atatürk’ün komutanı olduğu 19. Tümeni ordu ihtiyat kuvveti olarak kendine bağlaması.


1912 – Türk Ocağı, resmen 25 Mart 1912′de İstanbul’da kuruldu. 
Türk Ocağı 1912′de kurulup birkaç defa kapanıp açılmasından sonra günümüze kadar gelen dernek.

* *

Türk Ocağı’nın kuruluş çalışmaları 1911 yılında Askeri Tıbbiye öğrencileri arasında başlamıştır. Osmanlı Devleti bünyesindeki çeşitli milliyet mensuplarının varlıklarını korumak, geliştirmek ve kabil olursa bağımsızlıklarını elde etmek amacıyla yaptıkları faaliyetleri müşahede eden ve Türk varlığını bu gelişmeler karşısında tehlikede gören Tıbbıye’li öğrencilerin, aralarında yaptıkları faaliyetleri müşahede eden ve Türk varlığının bu gelişmelere karşısında tehlikede gören Tıbbıye’li öğrencilerin, aralarında yaptıkları toplantılardan sonra hazırladıkları beyanname, Türk Ocağı’nın kuruluş dayanağı oluşturmuştur. “190 Tıbbıye’li Türk Evladı” adına kaleme alınan bu beyannamede “Türk kavminin hayatı inkıraz yaşadığı” belirtilir ve buna “selefleri gibi lakayt kalamayacakları” ifade edilir.

Beyannamenin yayınlanmasından sonra öğrenci temsilcileri dönemin önde gelen milliyetçi aydınlarıyla görüşmeler yaparlar ve bir milli teşkilatın kurulmasını teklif ederler. Ön görüşmeleri takiben 20 Haziran 1911 tarihinde Ahmet Ağaoğlu‘nun evinde yapılan toplantıda bu amaçla bir derneğin kurulması uygun görülür ve Dr. Fuat Sabit Ağacık’ın teklifiyle adının “Türk Ocağı” olması kararlaştırılır.

Aralarından seçilen geçici idare heyetinde, Mehmet Emin Yurdakul (Başkan), Dr. Fuat Sabit Ağacık (Veznedar) olarak görev alırlar.

Fiili kuruluştan yaklaşık dokuz ay sonra, 25 Mart 1912 tarihinde gerekli hazırlıklar tamamlanarak resmi kuruluş gerçekleştirilir.

* * *

Mehmet Emin Yurdakul (Türk Ocağı Kurucusu)

Mehmet Emin Yurdakul, Cumhuriyet dönemi Türk şairlerdendir. Türk Milli Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer almıştır.

Türk milletinin yüceliğini şiirlerinde haykıran ve “Millî şair” sıfatını alan Mehmet Emin Yurdakul, 1869′da İstanbul’da doğmuştur.

Temiz ve doğru olarak kullandığı Türk dili ile yazdığı şiirleri, Türk milletine, özellikle savaş dönemlerinde destek olmuştur. M..Emin Yurdakul ülkü sahibi insan vasfında olduğu için memuriyet döneminde sık sık yeri değiştirilmiştir. “Türk Yurdu” dergisinde kuruculuk yapmış, ancak Erzurum’a gitmesiyle dergiyi Yusuf Akçura’ya bırakmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonunda hüznünü “Türk Hukuku” adlı düz yazıdan oluşan eseriyle dikkatleri çekmiştir. M. Emin Yurdakul, Türkçülük boyutundaki eserleriyle “Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur” diyerek fikirlerini ifade etmiştir. Savaş sırasında kahramanlık ve millî şuura dayanan şiirleriyle halka cesaret vermiştir. M. Emin Yurdakul’un şiirlerinin günümüzde de okunmasının ve sevilmesinin nedeni kullandığı saf Türkçedir.

Atatürk’ün, İstanbul’da, Rahip Frew ile görüşmesi. (Rahip Frew’un isteği ile gerçekleşen bu görüşmenin tarihi belli değildir. Olayların seyrine gore, muhtemelen Mart sonu veya Nisan başı 1919′da gerçekleşmiştir).  Atatürk’ün, İstanbul’da, İtalya Yüksek Komiseri Kont Sforza ile görüşmesi. (Kont Sforza’nın isteği ile gerçekleşen bu görüşmenin tarihi belli değildir. Olayların seyrine göre, muhtemelen Mart sonu veya Nisan başı 1919′da gerçekleşmiştir. Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas (Gürer), hatıralarında, bu görüşme için şunları söylemektedir: “Atatürk, İstanbul’da bulunduğu ayların sonlarına doğru İtalya Mümessili Kont Sforza ve Papaz Mister Frew ile de ayrı ayrı ve fasılalı tarihlerde görüşmüştü. Aldığı kanaat acı idi; ağırdı.”

24 Mart ve Atatürk…


24 MART  –  MARCH 24

Tarihte Bugün  -  Today in History


Atatürk Time Dergisinin kapak sayfasında (24 Mart 1923)

Atatürk selected for the cover of Time Magazine (March 24, 1923)


1938 – Devlet tarafından Cumhurbaşkanı için satın alınan Savarona yatına, İngiltere’nin Southampton limanında bayrak çekme merasimi. Törende Londra Büyükelçimiz Fethi Okyar da hazır bulunmuş, yat teslim alınışını takiben Hamburg’da inşa edildiği fabrikada bakımdan geçirilip bazı değişiklikler yapıldıktan sonra 22.5.1938 günü buradan hareketle 1.6.1938′de İstanbul’a gelmiştir. [Kocatürk]

Atatürk’ün, Çankaya’da Başbakan Celâl Bayar’ı kabulü.


1934 – Atatürk’ün, Çankaya’da Danimarka Elçisi Axel Noergaard’ın güven mektubunu kabulü.

Atatürk’ün, akşamüzeri Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Araş) ve Bolu Milletvekili İsmail Hakkı (Uzmay) Beylerin evlerine uğrayışı, akşam Çankaya’ya dönüşü.


1933 – Atatürk’ün, gece Çankaya’da film izlemesi.


1931 – Mustafa Kemal Paşa Türk Ocakları’nı CHP ile birleştirme kararı hakkında demeç verdi.

Atatürk’ün, Türkocakları’nı Cumhuriyet Halk Partisi ile birleştirme kararı hakkında demeci: “…Kurtuluş tarihinden beri ilmî sahada halkçılık ve milliyetçilik ilkelerini yaymaya sadakatle ve imanla çalışan ve bu yolda memnuniyeti gerektiren hizmetleri geçmiş olan Türkocaklarının, aynı esasları siyasî ve pratik sahada gerçekleştiren partimle bütün manasıyla tek vücut olarak çalışmalarını münasip gördüm. Bu kararım ise, millî kuruluş hakkında duyduğum itimat ve güvenin ifadesidir!”


1930 – Atatürk’ün, Ankara’ya gelen Macar Dışişleri Bakanı Walko’yu kabulü  


1927 – Eski Erzurum Belediye Başkanı ve Manisa milletvekili Nafiz (Dumlu) Bey tarafından, Erzurumluların saygı ve bağlılıklarını sunmak üzere Atatürk şerefine bir balo verilmesi.


1926 – Atatürk’ün, yeni Polonya Elçisi Bader’in güven mektubunu kabulü ve Elçi’nin söylevine cevap konuşması.


1923 – Atatürk 24 Mart 1923 (ve 21 Şubat 1927)’de Time Dergisi’ne kapak oldu.

Atatürk’ün, Lâtife Hanım’la beraber Kütahya’ya gelişi ve Kütahya Lisesi’nde şerefine verilen çayda öğretmenlere seslenişi: “…Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefine, saadet hedefine ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu!” [Kocatürk]

Atatürk’ün, Lâtife Hanımla beraber gece Kütahya’dan Ankara’ya hareketi.


1923 - Mustafa Kemal Pasha is selected for the cover of Time Magazine’s March 24, 1923 issue
(he is selected once again for the cover of Time Magazine and appears on the February 21, 1927 issue).


1922 - Akşehir’de bulunan Mustafa Kemal, ateşkes önerilerini olumlu buldu. Ancak buna karşı sunulacak tezlerin ve önerilerin güçlü olmasını istedi.

İtilaf Devletlerinin Paris’teki toplantılarında ateşkes sorunu görüşüldü. Lord Curzon ile Fransız Poincare arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

Mustafa Kemal Paşa’nın cepheden vekiller heyeti başkanlığına direktifi: “Mütareke teklifini iyi telakki etmek lazımdır. Biz, yalnız onların teklif ettiği şartları kabul edemeyeceğimizden, mukabik şartları öne süreceğiz.”  

Dışişleri Bakan Vekili Celâl (Bayar) Bey’in, İtilâf Devletleri‘nin mütareke teklifi notasını Akşehir’de bulunan Atatürk’e bildirmesi. [Kocatürk]

Atatürk’ün, cepheden, Vekiller Heyeti Başkanlığı’na direktifi: “Mütareke teklifini iyi karşılamak lâzımdır. Biz yalnız, onların teklif ettiği şartları kabul edemeyeceğimizden karşı şartları öne süreceğiz.”

Cemal Paşa’nın, Paris’ten Atatürk’e mektubu: “Sizi temin ederim ki, Enver gerek Anadolu’nun zararını ve gerek Rusya ile Anadolu arasındaki ilişkilerin bozulmasını gerektirecek hareketlerde bulunmak istedikçe ona şiddetle karşı koyarak onunla katiyen işbirliği yapmayacağım. Bütün kudret ve kuvvetimle onun hareketlerine mâni olacağım! Son söz: Bütün ruhumla ve varlığımla sizinle beraber çalışmaktan başka bir fikrim yok!” [Kocatürk]


1921 - İkinci İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)


1920 – Atatürk’ün, İstanbul’un işgali üzerine Anadolu’ya kaçan milletvekillerini İngilizlerin izlemesi üzerine Bandırma’da 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa’ya telgrafı: “İngilizler, milletvekillerinin İzmit üzerinden Anadolu’ya kaçmakta olduklarını haber almışlardır. Verilen bilgiye nazaran bun­dan sonra İzmit üzerinden kaçış imkânsız gösterilmektedir. …Önlemlere girişilmiştir.” [Kocatürk]


1919 - İngilizlerin Urfa’yı işgali.


1918 – Ruşen Eşref (Ünaydın) Bey’in, Atatürk’le Anafartalar savaşları üzerine uzun mülakatına başlaması (Atatürk’ün, o zaman annesi ve kız kardeşi ile oturmakta olduğu Akaretler’deki evinde gerçekleşen bu görüşme, 24 Mart 1918 günü başlamış, iki günlük bir aradan sonra 27 ve 28 Mart günleri de devam etmiştir. Bu görüşme, aynı yıl Yeni Mecmua’nın Çanakkale Zaferi için hazırlanan fevkalâde sayısında “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat” başlığı altında yayımlanmıştır. [Kocatürk]


1916 – Atatürk’ün Resülayn (Ceylanpınar)’dan otomobille saat 15.00′de Mardin’e gelişi. 


1915 – Çanakkale cephesinin önem kazanması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı’nca Gelibolu’da 5. Ordu’nun kurulması kararı ve komutanlığına Mareşal Liman von Sanders’in atanması.

Alman General Liman Von Sanders 5. Ordu Komutanligi’na getirildi (Alman ordusunda general olarak görev yapan Liman von Sanders’e Osmanlı ordusunda mareşal rütbesi verilmiştir). Bu ordunun ihtiyatini olusturacak 19. Tümen’in komutanligina ise Kurmay Yarbay Mustafa Kemal getirildi.

Liman von Sanders 24 Mart 1915’te görev alır, 31 Mart’ta görev bölgesine gider. Yanında Kolordu Komutanı Esat Paşa, 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami ve 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal olmak üzere Kabatepe ve Alçıtepe’den muharebe sahasını görür.

Atatürk’ün, 25 Şubat 1915 tarihinden beri üstlendiği Maydos Bölgesi Komutanlığfnı Albay Halil Sami Bey’e devrederek 19. Tümen Komutanlığı’na dönüşü.


1915 – Liman von Sanders is appointed to command Turkish Fifth Army on Gallipoli.


1913 - Edirne falls to the Bulgarians.

ATATÜRK'ün tabutunun açıldığı gün…

Kefen sıyrıldı ve…

Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları bozulmamıştı.Sa nki uyuyordu…(9 Kasım1953) 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00′da Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı’ydı.Pat alogdu. Arayan iseAnkara Valisi Kemal Aygün’dü…Aygün, “Hocam” dedi, “10 Kasım günü Atamızın naşını Anıtkabir’e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz.”Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu. Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını rica etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: “Ben sizi sarar sarmalar götürürüm, bu tarihi bir görev” dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı Etnografya Müzesi’ne gitti.

Başbakan Adnan Menderes oradaydı. Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda da…Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.Gerçekte ntarihi bir tanıklıktı bu… Ata’nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu.Bir hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu “Başlayın” talimatını verdi. Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı.Sanduka talaş doluydu.Sanduka nın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında, ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi yazılıydı.Ata’n ın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi bir muşambayla kaplanmıştı.Sar gıları açmaya başladılar. Herkes nefesini tutmuştu. Çünkü, “Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçiler, kokudan bayılmış” diye bir sürü söylenti geziniyordu.

 Ve 15yıl sonra ilk kez Ata’nın yüzünü göreceklerdi.Ke fenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk’ün yüzüne baktı. Ata’nın derisi kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı olmuştu Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatacaktı:”Yü zünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyuyor gibiydi.” Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu’dan aktaralım: “Menderes çok heyecanlandı.Re ngi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata’yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.

Salondaki herkes Atatürk’ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen’in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi:”Bu kâğıdı,Atatürk’ ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi.Kefeni n içine Atatürk’ün göğsü üstüne konmasını istiyor.”Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. “Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır” dedi.Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı. Ve 10 Kasım sabahı, Ata’nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe’den Ankara’ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir’e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı… Atatürk’ün tabutu, Menderes’in huzurunda açılmıştı.Ata’n ın 15 yıl Etnografya Müzesi’nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir’e taşınmıştı.Rady odan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür.Anca k o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk’ün naaşının korunabilmesi için “tahnit” denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirile n bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç şişesi, Ata’nın koltuk altlarına yerleştirilmişt i. Bu işlem sayesinde Ata’nın naaşı da -diyelim bugün Lenin’in mozolesinde olduğu gibi – öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan,geç ici tahnitin bozulması şarttı.Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes’in huzurunda Atatürk’ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.T abut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bi r başka deyişle Atatürk’ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene katılanlar olacaktı. Atatürk’le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor. Ata’nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla daha da ilginç bir boyut kazanıyor. Atatürk’ü son görenler anlatıyor: ‘Yüzünde iki günlük sakal vardı’ Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953′te Etnografya Müzesi’nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk’ü son kez görme fırsatı buldular.

İzlenimlerini şöyle anlattılar: • OSMAN ERSOY: “Sağlığınd a görmemiştim Atatürk’ü… Korkunç heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre… 1 – 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu.” ‘ Gözleri aralıktı’ • HALİDE İNTEPE: “Tabut kapanmadan en son gittim baktım.Başı yana doğru eğikti.Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.Hani insan hasret giderek ölürse,gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı gözleri… Ama bir ölü yüzü yoktu.Uyuyor gibiydi.

ATATÜRK'e teklif edilen soyadlar…

Mustafa Kemal Etel : Attila’nın adının orijinal söylenişidir. büyük nehir manasına gelir.

 Mustafa Kemal Etil : Attila’nın adının orijinal söylenişidir. büyük nehir manasına gelir.

Mustafa Kemal Etealp : Altay dilinde büyük kahraman anlamına geldiği için adaylığa uygun bulunmuştur.

Mustafa Kemal Arız : Türk büyüğü alp arızdan esinlenerek önerilmiştir.

Mustafa Kemal Ulaş : Bir türk büyüğü olan ulaş oğlu şakir kazandan esinlenerek önerilmiştir.

Mustafa Kemal Yazır : Bir türk büyüğü olan yağlıkçı oğlu yazırdan esinlenerek önerilmiştir.

Mustafa Kemal Emen : Bir türk büyüğü olan uçan oğlu emen beyden esinlenerek önerilmiştir.

Mustafa Kemal Çogaş : Ulaş oğlu şakir kazanın bir unvanı olması hasebiyle önerilmiştir.

 Mustafa Kemal Salış : Eski türkçede güneş, ışık anlamına geldiği için önerilmiştir.

 Mustafa Kemal Begit : Eski türkçede sağlam, kâvi anlamına geldiği için önerilmiştir.

Mustafa Kemal Ergin : Eski türkçede aydın anlamına geldiği düşüncesiyle önerilmiştir.

 Mustafa Kemal Tokuş : Bir türk büyüğü olan ertokuş beyden esinlenerek önerilmiştir.

Mustafa Kemal Beşe : Eski türkçede seçkin anlamına geldiği düşüncesiyle önerilmiştir.

Saffet Arıkan`da bu listeye Türkata ve Türkatası soyadlarını eklemiştir. Çankaya`da yapılan toplantıda liste okunduktan sonra Mustafa Kemal Paşa orada bulunan Naim Hazım Onat`a: – “Siz ne dersiniz?” diye sormuş onat da şu cevabı vermiştir: – “Türkata ve Türkatası kelimeleri gerek yazılışta gerek söylenişte bana biraz tuhaf geliyor. arkadaşlar, biliyorsunuz tarihimizde atabey unvanı vardır. anlamı da askerlikte müşavir, hoca demektir. bu ünvanı taşıyan bir çok türk büyüğü vardır. biz de Türk`e her alanda atalık etmiş, Türk’ lüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan büyük Gazi`mize Atatürk diyelim. bu bana şivemize da daha munis, daha uygun gibi geliyor.” Bunun üzerine Gazi, ATATÜRK soyadını benimsemiştir.